Kategori: Sgk Mevzuatı

  • DOĞUM BORÇLANMASI ŞARTLARI

    DOĞUM BORÇLANMASI ŞARTLARI

    Sosyal güvenlik reformu kapsamında, 5510 sayılı Kanunun 41.Maddesiyle, doğum sebebiyle çalışma hayatının dışında kalan anneler için, aynen erkeklere tanınan askerlik borçlanması gibi borçlanma hakkı tanınmıştır.

    Bunun için annelerin, doğumlarından önce, sadece bir süre 4a’lı(SSK’lı) olarak çalışmış olmaları yeterlidir.

    Doğumlarından önce hizmet akdiyle(eski SSK’lı ya da yeni 4a’lı olarak) çalışan kadınlar için, 5510 sayılı Kanun ile 1 Ekim 2008 tarihi itibariyle uygulanmaya başlayan doğum borçlanması, erkekler için askerlik borçlanmasına benzer bir borçlanma şeklidir.

    Öyle ki doğumdan önce sigorta girişi olan kadın, doğum borçlanması yapabilmek için, doğumdan sonraki iki yıllık sürenin bir kısmında veya tamamında çalışmamış ya da isteğe bağlı prim ödememiş olması gerekmektedir.

    Doğum borçlanmasının temel amacı, annelik sebebiyle çalışma hayatının dışında kalan kadınlara, emeklilik açısından sosyal güvencenin dışında bırakmamaktır.

    Bu amaçla, doğum yapan annelere,  iki çocuk(ikiz olmayan) için ikişer yıldan toplam 4 yıl borçlanma hakkı tanınmıştır.

    Doğum borçlanmasının iki türlü faydası vardır: Birincisi kişiye erken emeklilik hakkı kazandırabilir. İkinci olarak da kişiye hizmet süresi(prim günü) kazandırır.

    Üzülerek belirtelim ki, doğum borçlanmasından ilk defa çalışmaya başlamadan önce doğum yapmış bayanlar yararlanamamaktadır. Yani 4a’lılar(eski SSK’lılar) için doğum borçlanması yaparak sigorta başlangıcını geri götürme ve böylece daha erken emekli olma imkanı şimdilik bulunmamaktadır.

    Kimler doğum borçlanması yapabilir?

    1.4/a’lı (eski SSK’lı) olarak bir günlüğüne de olsa çalışmış olanlar(bir süre SSK’lı çalıştıkdan sonra Bağ-Kur veya Emekli Sandığı’na bağlı çalışanlar da dahil)

    2.İşten ayrıldıktan sonra herhangi bir zamanda  doğum yapmış olanlar,

    3.Çocukları sağ doğmuş ve yaşamış olanlar,(Doğum borçlanması yapılacak sürede çocuğun vefat etmesi halinde vefat tarihine kadar olan süreler için borçlanma yapılabilir.)

    4.Doğumdan sonraki iki yıllık sürenin tamamında veya bir kısmında çalışmamış veya isteğe bağlı prim ödememiş olanlar,

    5.İlk doğumunu yaptıktan sonra iki yıl dolmadan ikinci doğumunu yapan kadın sigortalı, ilk doğumdan ikinci doğuma kadar geçen süre ile ikinci doğum için borçlanabileceği iki yıllık sürenin toplamı kadar geçen süre için borçlanma yapılabilir.

    İkiz, üçüz… doğumlarda borçlanma

    Doğum borçlanmasında hedeflenen, doğum sonrası geçen süredir, çocuk sayısı değil. Yani kişiye çalışamadığı süre için borçlanma hakkı verilir. Çocuk sayısının önemi yoktur. Bu nedenle, kişi, tek çocuğu da olsa, birden çok çocuğu da olsa, ancak iki sene için borçlanma yapalabilir.

    Memure Hanımlar Doğum Borçlanması Yapabilir mi?

    Memure hanımın doğum borçlanması yapabilmesinin yegane şartı, doğumdan önce 4a’lı(SSK sigortalı) çalışmışlığının olmasıdır. Yani memuriyet hayatından ve doğumlarından önce sigortalı çalışan memureler, doğum borçlanması yapabilirler.

    Doğum borçlanmasında borçlanma tutarı

    Doğum borçlanmasında ödenecek tutar, brüt asgari ücrete göre belirleniyor. Buna göre bir aylık borçlanmada ödenecek tutar,

    (Brüt asgari ücret miktarı x 0,32)

    formülüyle hesaplanır.(Güncel asgari ücret için tıklayınız..)

    Yukarıdaki formüle göre çıkacak rakam, otuza bölündüğünde, her gün için ödenecek doğum borçlanması tutarı bulunur.

    Bu rakama, borçlanmada taban rakam denir. Kişi dilerse, bu rakamın 6,5 katına kadar ödeme yapabilir. Bu da borçlanmada tavan rakamı ifade eder.

    Borçlanma tutarları asgari ücrete endeksli olarak hesaplandığından, asgari ücretteki artışlar borçlanma tutarını da artıracaktır.

    Ödemelerin bir ay içinde yapılması

    SGK müdürlüğüne borçlanma talebiyle başvurduktan sonra, borçlanmada herhangi bir engel görülmezse, borçlanmak istenilen doğum (en fazla ikidir) ve gün sayısına göre borçlanma tutarı hesaplanır ve kişinin adresine gönderilir. Yazının ilgili kişiye tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde ödeme yapılmazsa, başvuru geçersiz sayılır.

    Ancak yeniden başvuru hakkı her zaman saklıdır.

    Ayrıca ödemede taksitlendirme imkanı bulunmamaktadır.

    Öneriler ve Görüşler:

    • Uygulamada çocuk sınırlaması kaldırılmalı, her çocuk için doğum borçlanması imkanı getirilmelidir.
    • Doğum borçlanmasında borçlanılacak primlerin en az yüzde ellisini devlet karşılamalıdır. Çoğul gebeliklerde daha yüksek oranda devlet katkısı olmalıdır.
    • Anneye doğum nedeniyle çalışamadığı dönemler için aylık bağlanmalıdır.

    Kaynak :Çalışanlar.Net

  • Çalışma İzni Alanlara İkamet İzni Aranmayacak

    Çalışma İzni Alanlara İkamet İzni Aranmayacak

    Ülkemizdeki yatırım fırsatlarını değerlendiren yabancı şirketlerin sayısı arttıkça, buna bağlı olarak yabancı çalışan sayısında da önemli artışlar yaşanıyor. Yabancı çalışma izinleri 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanuna göre düzenleniyor.

    Son birkaç yılda çalışma izinlerinde yaşanan sorunların büyük bir kısmı çözüldü. Ancak özellikle İstanbul gibi büyük şehirlerde ikamet izinlerinde halen sorunlar devam ediyor.
    İşte geçtiğimiz yıl kabul edilen 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu 11.04.2013 tarih ve 28615 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştı. 6458 sayılı Yasa’nın çalışma izninin ikamet izni sayılmasını düzenleyen 27’nci maddesine göre; 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanuna istinaden verilen Çalışma İzni Muafiyet Teyit Belgesi, ikamet izni sayılacak.
    Böylece bu hükmün yürürlüğe gireceği 11 Nisan 2014 tarihinden itibaren ikamet izni sorunu da çözülmüş olacak. 11 Nisan 2014 itibariyle çalışma izni alındığında ikamet de verilmiş olacak ve ayrıca ikamet alınmasına gerek kalmayacaktır.
    Ancak hem ÇSGB’de ve hem de İçişleri Bakanlığı’ndaki bu hususa ilişkin düzenlemelerin bir an önce yapılması gerekmektedir.
    Çalışma izinlerinde SGK işlemleri
    6458 sayılı Kanun 11/4/2014 tarihinde yürürlüğe girecek olup, bu hususa ilişkin SGK uygulamalarında da değişiklikler yapılarak 2014/05 sayılı uygulama genelgesi ile duyurulmuştur. 11/4/2014 tarihinden sonra 4817 sayılı Kanuna göre çalışma izni aynı zamanda ikamet izni olarak da değerlendirilecektir. Bu nedenle, işverenlerin;
    – Çalışma izin belgesindeki izin başlangıç tarihinden itibaren 30 gün içinde,
    – Çalışma izin belgesinin işverene gönderildiği tarih/tebliğ tarihi ile çalışma izin tarihinin farklı olması halinde çalışma izin belgesinin işverene gönderildiği tarihten/tebliğ tarihinden itibaren 30 günlük süre içinde
    sigortalı işe giriş bildirgesi düzenleyerek SGK’na vermeleri halinde bildirge yasal sürede verilmiş sayılacaktır. İşyeri bildirgesi ile aylık prim ve hizmet belgesi hakkında da aynı şekilde işlem yapılacaktır. Böylece yaşanan sorunlar önemli ölçüde çözülmüş olacaktır.
    Çalışma Genel Müdürlüğü tarafından, çalışma izin belgeleri ile diğer bakanlıklar veya kurumlar tarafından verilen ve Çalışma Genel Müdürlüğüne gönderilen izin belgelerinin birer örneği ilgili SGİM/SGM’lere intikal ettirilecek, çalışma izinleri ilgili mevzuat çerçevesinde yabancının mesleği ve ödenecek ücret, işyeri, çalışacağı adres gibi kriterler değerlendirilerek verildiğinden ve verilen çalışma izni kısmi süreli ise bu durum da belgede belirtildiğinden, bunların izin belgesinde belirtilen işyeri ve işveren tarafından yine belgede belirtilen ücret tutarından az olmamak üzere kısmi süreli çalışma olup olmadığı hususu da göz önünde bulundurularak SGK’na bildirimlerinin yapılması sağlanacaktır.
    Bakanlıkça çalışma izinlerinin uzatılması işlemleri yapılırken yabancının sosyal güvenlik ile ilgili yükümlülüklerinin yerine getirilip getirilmediği kontrol edildiğinden, izin belgesinde kayıtlı prime esas kazanca göre sigortalıların çalışmalarını noksansız olarak bildirmeleri hususunda işverenlerin, 4/b bendi kapsamında bağımsız çalışanların (Bağ-Kur) ise primlerini noksansız olarak ödemeleri konusunda uyarılmaları gerekmektedir.
    İşverenler tarafından 4817 sayılı Kanun gereğince çalışma izni alınmadan çalıştırılarak SGK’na bildirimi yapılan sigortalılar ile kontrol ve denetim elemanlarınca çalışma izni olmadan çalıştırıldığı tespit edilen yabancı uyruklu kişilerin SGK tarafından tescili yapılacaktır. Daha sonra sigortalının geçici görevli olarak gelip gelmediği ile çalışma izninden muaf olup olmadığı hususu araştırılarak sonucunun SGK’na bildirilmesi için tescili yapan SGİM/SGM’lerce Çalışma Genel Müdürlüğüne, bunlardan yabancı kimlik numarası bulunmayanlar ise yabancı kimlik numarası alınmak üzere ayrıca nüfus idarelerine bildirilecektir.
     
    RESUL KURT / İKPLATFORM
  • İşverenlere ve Apartman Yöneticilerine Müjde

    İşverenlere ve Apartman Yöneticilerine Müjde

    Çözüm getirilen konu, apartmanlarda ve bazı iş- yerlerinde çalıştırılması veya dışarıdan hizmet alınması gereken; iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve yardımcı sağlık personeli ile ilgili..


    YÖNETMELİK DEĞİŞİYOR

    Yakında yayınlanması beklenen bir yönetmelik değişikliğiyle, kapıcı çalıştıran apartmanlar ile 10 kişiden az çalışanı bulunan ve az tehlikeli sınıfta yer alan iş yeri işverenleri; iş güvenliği uzmanı, iş yeri hekimi ve yardımcı sağlık personeli çalıştırmaktan veya dışarıdan hizmet alıp, ücret ödemekten kurtulacaklar.
    Bunun için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca usul ve esasları belirlenecek eğitimleri almaları gerekiyor. Eğitim sonrası bir anlamda, kendi işyerlerinin; iş güvenliği uzmanı, hekimi ve yardımcı sağlık personeli olacaklar.

    KİMLERİ KAPSIYOR

    Yönetmelik yayınlandığında;
    · Kapıcı çalıştıran apartmanlar, bundan yararlanacak.
    · Ayrıca, 10’dan az çalışanı bulunan 1 milyon 374 bin 684 işyerinden “Az tehlikeli” sınıfta yer alan 460 bin işyerini, örneğin;
    Bakkal, manav, büfe,
    Kırtasiyeci, kitapçı,
    Cep telefonu satıcısı,
    Pastane, çikolata imalatçısı,
    Kuyumcu, mücevheratçı,
    Dondurmacı,
    Konfeksiyoncu,
    Emlakçı,
    Gelinlik, eldiven, kravat ve gömlek imali yapanları
    kapsayacak (Az tehlikeli ve tehlikeli işlerin listesi için Bkz. 29 Mart 2013 Tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan İş Sağlığı ve İş Güvenliğine İlişkin Tehlike Sınıfları Tebliği).

    BERBERE VE KUAFÖRE YOK

    Yapılacak olan düzenleme;
    Berberleri ve kuaförleri kapsamıyor.
    Nedenine gelince, bunlar “tehlikeli işyerleri” arasında sayılmış!
    Bunların dışında; saunalar, zayıflama salonları, masaj salonları, hamamlar, matbaalar, ayakkabı ve terlik imalatçıları, yapma çiçek imalatı, leblebi-çekirdek imalatı, kavun-karpuz yetiştirilmesi, mobilya imalatı, kümes hayvanları yetiştiriciliği, deniz balıkçılığı gibi işler de tehlikeli işler arasında sayıldığı için, yönetmelik değişikliği bu iş yerlerini de kapsamayacak.
    Bu uygulama özellikle berberleri mağdur edecek. Berberlerin, “Az tehlikeli iş yeri” kapsamına alınıp sorunlarının çözümlenmesin de yarar var.

    TEPKİLER ETKİLİ OLDU

    Hürriyet okurları hatırlayacaktır.
    İşçi çalıştıran her iş yeri;
    – İşyeri hekimi
    – İş güvenliği uzmanı
    – Yardımcı sağlık personeli
    istihdam edecek ya da bunları bünyesinde bulunduran kurumlardan hizmet alacaktı.
    Aksi halde “her ay 14 bin TL idari para cezası” var!
    Bu para dahi, birçok küçük işletmenin sermayesi. Bir kaç aylık örneğin 6 aylık ceza 84 bin lira!
    Bu uygulama, Türkiye koşullarına uygun değil. Ancak, yasayı da zorlayarak yapılmak istenen yeni düzenleme de bazı sorunları beraberinde getirebilir.
    Nasreddin Hoca’ya sormuşlar:
    – Hocam, yazı mı seversin yoksa kışı mı?
    O da yanıtlamış:

    – Mecbur muyum ikisinden birini sevmeye? İkisinin ortası ilkbahar ve sonbahar var. Onları niye sormuyorsun?
    Hoca’nın fıkrasında olduğu gibi, iş sağlığı ve iş güvenliği konusunda, cezayı da azaltan “orta bir yol” yok mu?

    Kaynek : Hurriyet
    Yazar    : Şükrü KIZILOT

  • Hijyen Eğitimi

    Hijyen Eğitimi

    Market, lokanta, berber ve otellerde hijyen eğitimi için üç ay kaldı
    Bir yönetmelik uyarınca; kuaförden lokantaya, hamamdan masaj salonuna, süpermarketten otele kadar, çok sayıda iş yerinde çalışanların “hijyen eğitimi” almaları gerekiyor.
    KİMLER ALACAK?
    Hijyen Eğitimi Yönetmeliği’ne göre, aşağıda belirtilen iş yerlerinde çalışanlar 5 Temmuz 2014 tarihine kadar hijyen eğitimi almak zorundalar (Bk. 05.07.2013 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Yönetmelik).
    Buna göre;
    – Gıda üretim iş yerleri, ana dağıtım merkezleri, hazır yemek hizmeti,
    – İş yeri ve kurum yemekhaneleri,
    – Restoranlar ve diğer benzeri gıda hizmetlerinin sunulduğu yerler, dükkânlar, toptan satış yerleri,
    – Süpermarket dağıtım merkezleri dâhil olmak üzere son tüketiciye satış ve dağıtım noktasında gıdanın işlenmesi, muameleye tabi tutulması veya depolanması ve benzeri hizmetlerin verildiği iş yerleri,
    – İnsani tüketim amaçlı sular ile doğal mineralli suların üretimini yapan iş yerleri,
    – Kaplıca, hamam, sauna,
    – Berber, kuaför,
    – Dövme ve pirsing yapılan yerler,
    – Masaj ve güzellik salonları ve benzeri yerler,
    – Otel, motel, pansiyon ve misafirhane
    gibi yerler çalışanlarına hijyen eğitimi aldırmak zorundalar.
    ÖĞRETİM KURUMLARI
    Hijyen eğitimi, Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü’ne bağlı öğretim kurumları tarafından verilecek. Genel müdürlük, eğitim ile ilgili yapacağı masrafları karşılamak üzere eğitime katılanlardan ücret talep edebilecek. İş yeri sahipleri ve işletenleri, komisyonca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde, bu eğitimleri çalışanlarına kendi imkanlarıyla da verebilecekler.
    EĞİTİMİN KAPSAMI
    Eğitimlerin kapsamı, hijyen ilkelerine uyulmaması sebebiyle halk sağlığı açısından risk oluşturduğu bilinen virüslerin, bakterilerin, parazitlerin, mantarların ve diğer enfeksiyon etkenlerinin genel özelliklerini, bulaşma yollarını, hangi iş kolunda nasıl bulaşmalar olabileceğini veya halk sağlığının nasıl tehdit göreceğini, hastalık belirtilerini ve korunma yollarını kapsayacak şekilde komisyonca belirlenecek. Eğitimlerin süresi sekiz saatten az olamayacak.
    BELGE GEREKİYOR
    Yönetmelik kapsamındaki iş yerlerinde, Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü tarafından verilen belgeye sahip olmayan kişiler çalıştırılamayacak. İş yeri sahipleri ve işletenleri, çalışanlarının hijyen eğitimi almasından ve belgeli olarak çalıştırılmasından birinci derecede sorumlu olacaklar. Bizzat çalışmaları durumunda iş yeri sahipleri ve işletenlerinin de hijyen eğitimi almaları gerekiyor. Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü’ne bağlı öğretim kurumlarınca hijyen eğitimine ilişkin verilen kurs bitirme belgesine sahip olmayan kişileri çalıştıranlar hakkında, 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 5728 sayılı Kanun’la değişen 282’nci maddesine göre para cezası uygulanacak.
    Yukarıda belirtilen iş yerleri için öngörülen süre yaklaşık üç ay sonra (05.07.2014 tarihinde) doluyor. Çalışanlarına hijyen eğitimi aldırmamış olan iş yeri sahiplerinin hijyen eğitimi aldırma konusunda acele etmelerinde yarar var.

    Kaynak : Hurriiyet.com.tr
    Yazar :     Şükrü Kızılot

  • Çalıştıkça emekli aylığının düşmesine ‘Dur’ denilmeli

    Çalıştıkça emekli aylığının düşmesine ‘Dur’ denilmeli

    Çalıştıkça emekli aylığının düşmesine ‘Dur’ denilmeli

     

    EMEKLİ aylığı, çalışanların hem kendileri hem de öldükleri zaman eş ve çocuklarına bağlanacak aylık yönüyle en büyük güvenceleri…

    Her ne kadar ‘Sosyal güvenlik tek çatı altında toplandı” deniliyorsa da bağlanan aylıkların tutarı yönünden. Bağ-Kur ve SSK emeklilerine kıyasla devlet memurları daha avantajlılar…

    ÇALIŞTIKÇA AZALAN AYLIK

    SSK’lı (4/a’lı) veya Bağ-Kur’lu (4/b’li) olarak çalışanlar. 1 Ekim 2008’den itibaren asgari ücretle ne kadar çok çalışır ve çok süre ile prim öderlerse ödesinler, üzerinden prim ödedikleri tutar yaklaşık 2.400-2.700 TL aralığında olduğu sürece, bağlanacak emekli aylıkları o kadar düşük oluyor.

    Başka bir anlatımla, “az çalışan çok, çok çalışan az” emekli aylığı alıyor.

    Diyeceksiniz ki; ‘İnanılır gibi değil”.

    İster inanın ister inanmayın, mevzuat ve uygulama böyle!..

    NİÇİN BÖYLE?

    SSK’lı (4/a’lı) bir ücretlinin veya Bağ-Kur’lunun emekli aylığı; ‘Aylık bağlama oranı X Ortalama aylık kazanç” formülüne göre hesaplanıyor.

    Demek ki aylık bağlama oranı ve ortalama aylık kazanç yüksek olduğu ölçüde daha fazla emekli aylığı bağlanıyor. Bu da ücretlinin prim tutarı ve prim ödeme gün sayısı ne kadar
    yüksekse, o kadar fazla aylık bağlanacağı anlamına geliyor.

    Emekli aylıklarının hesaplanmasında ‘üç dönem” var.

    – Birinci Dönem: 31.12.1999 günü ve öncesinde prim ödeyenler,

    – İkinci Dönem: 2.000 -30.09.2008 arasındaki çalışmalar ve prim ödeyenler,

    – Üçüncü Dönem: 1.10.2008 ve sonrasındaki çalışmalar ve prim ödeyenler.

    Bu dönemlerden üçüncüsüne göre, her hal ve koşulda, en düşük emekli aylığı bağlanıyor.

    Adlarına (aylık 2.400-2.700 TL’den az kazanç bildirilerek) prim ödendiği her ay, ileride alınacak emekli aylığı düşecek.

    Nasıl fıkra gibi değil mi?

    Dönüp bakıyoruz; özellikle 1 Ekim 2008 sonrasında, çalışma süresi arttıkça, bağlanacak “emekli aylığı” daha düşük oluyor!

    ASGARİ ÜCRET İLE 3 KATI AYNI

    Mevcut sisteme göre, asgari ücret alan birisi” ile ‘2.400 TL ya da 2.700 TL ücret alanın emekli olması halinde bağlanacak emekli aylığı 5 TL,10 TL gibi anlamsız bir fark dışında
    değişmiyor. Bu durum da taban aylık uygulamasından ileri geliyor.

    Şu anda, sigorta primlerini tavandan (yani 6.360,90 TL’den) ödeyenlerin bağlanacak emekli aylıkları ayda 6 TL, 7 TL civarında artıyor. Asgari ücretlilerin ise her ay 2 TL civarında düşüyor.

    Bu uygulama, ücretin düşük gösterilmesi şeklinde ‘kayıt dışı istihdamı” da teşvik ediyor. Bazı işverenler, örneğin 2.500 TL ücret alan işçisine ‘Evladım bordroda asgari ücretten
    göstermemle, 2.500 TL’den göstermem emekli aylığını etkilemiyor” diyebiliyor. İşçi o aşamada olayın “kıdem tazminatı” boyutunu da düşünmediğinden ya da iş bulmak ciddi bir
    sorun olduğundan, sesini çıkarmayabiliyor.

    ERKEN EMEKLİLİĞE TEŞVİK

    Mevcut sistem işçileri erken emekliliğe teşvik ediyor.

    İşçi emekli oluyor, kıdem tazminatını alıyor. Ardından başka bir işyerinde ya da aynı işyerinde, destek primine tabi olarak hem emekli aylığı hem de ücret alarak çalışıyor.

    Oysa sistem geç emekli olmayı ve çalıştıkça daha fazla emekli aylığı bağlanmasını sağlayan ve özendiren bir sistem olmalı.

    Hürriyet

  • Asgari Ücret 2014

    Asgari Ücret 2014

    Asgari Ücret 2014

    Asgari ücret 2014 ün brüt tutarı 1.071 TL ve 2014 asgari ücret in net tutarı 846 lira olarak Çalışma Bakanı Faruk Çelik tarafından açıklandı. Çalışanları ilgilendiren asgari ücret 2014 ün net hesabı ve işverene maliyeti aşağıda hesaplanmıştır. 01.07.2014 tarihinden itibaren tüm çalışanlar için brüt asgari ücret 1.071 lira, net asgari ücret 846 liradır. Asgari ücret 2014 net ve asgari ücret 2014 brüt rakamlarını aşağıda görebilirsiniz.

    Asgari Ücret 2014; yılda 2 dönem halinde belirlenen 2014 asgari ücret, ücret geliri elde eden kişilerin bir aylık çalışmaları karşılığında, temel ihtiyaçlarını karşılayacak ölçüde ödenmesi gereken en düşük asgari ücrettir. Asgari Ücret günlük olarak belirlenir ve çalışma gün sayısına göre hesaplanır. Ayrıca Asgari Ücret 2014 Komisyon tarafından belirlenir ve komisyon kararları kesindir.

    Asgari Ücret Tespit Komisyonu Kararı  Resmi gazetede yayınlandıktan sonra 01.01.2014 tarihinde yürürlüğe girer. Ekibimiz tarafından hazırlanmış asgari ücret 2014 net ve asgari ücret 2014 brüt rakamlarını aşağıda görebilirsiniz.

    16 yaş altı ve 16 yaş üstü sınırı 01.01.2014 tarihi itibarı ile son verilmiştir, tek asgari ücret uygulanacaktır.

    01.01.2014 – 30.06.2014 tarihleri arasında (ASGARİ ÜCRET):
    ASGARİ ÜCRET BRÜT: 1.071 TL
    ASGARİ ÜCRET NET:       846 TL

    01.07.2014 – 31.12.2014 tarihleri arasında (ASGARİ ÜCRET):
    ASGARİ ÜCRET BRÜT: 1.131 TL
    ASGARİ ÜCRET NET:       891 TL

    Asgari geçim indirimi 2014 (Agi 2014) yıllık olarak hesaplanmakta olup, 16 yaşını doldurmuş ücret geliri elde eden kişilerin, asgari geçimini sağlayacak bölümünün toplam gelirinden düşülerek vergi dışı bırakılmasıdır. Asgari geçim indirimi 2014, asgari ücretin yıllık brüt tutarına; işçinin medeni durumu ve çocuk sayısına göre uygulanmaktadır. Asgari geçim indirimi; işçinin kendisi için %50, çalışmayan veya herhangi bir gelir elde etmeyen eşi için; %10, çocukların her biri için (ilk iki çocuk) %7.5, diğer çocuklar içinse %5 oranında hesaplanmaktadır. Agi; evlenme, boşanma, ölüm ve doğum gibi durumlarda ödeme tutarı değişiklik gösterecektir. Muhtasar beyannamede indirim olarak dikkate alınan asgari geçim indirimi 2014 tutarının işveren tarafından işçiye ödenmemesi halinde re’sen veya ikmalen tarhiyat yapılarak vergi zıyaı cezası kesilir. İşte asgari geçim indirimi rakamları:

    2014 Yılı Asgari Geçim İndirimi Miktarları (Agi 2014 Miktarları):

    Açıklanan asgari ücret üzerinden 2014 yılına ilişkin hesaplanan asgari geçim indirimi 2014 bilgileri aşağıda tablo halinde hazırlanmıştır.

    ASGARİ GEÇİM İNDİRİMİ 2014 HESAPLANMASINA İLİŞKİN TABLO

    (Asgari ücret; 2014 yılı için aylık brüt hazırlanmaktadır.)

    ÜCRETLİNİN MEDENİ

    DURUMU

    AYLIK TUTAR
    – BEKAR 80,33 TL
    – EVLİ EŞİ ÇALIŞAN 80,33 TL
    – EVLİ EŞİ ÇALIŞAN        1 ÇOCUKLU 92,37 TL
    – EVLİ EŞİ ÇALIŞAN        2 ÇOCUKLU 104,42 TL
    – EVLİ EŞİ ÇALIŞAN        3 ÇOCUKLU 112,46 TL
    – EVLİ EŞİ ÇALIŞAN        4 ÇOCUKLU 120,49 TL
     

     

    – EVLİ EŞİ ÇALIŞMAYAN 96,39 TL
    – EVLİ EŞİ ÇALIŞMAYAN 1 ÇOCUKLU 108,44 TL
    – EVLİ EŞİ ÇALIŞMAYAN 2 ÇOCUKLU 120,49 TL
     EVLİ EŞİ ÇALIŞMAYAN 3 ÇOCUKLU 128,49 TL
    – EVLİ EŞİ ÇALIŞMAYAN 4 ÇOCUKLU 128,52 TL

    Kaynak: www.MuhasebeTR.com

  • Devamsızlık yapan işçiler dikkat!

    Devamsızlık yapan işçiler dikkat!

    İşçi ve işveren arasındaki iş ilişkisi bazen sürdürülemez duruma gelmektedir. Bunlardan birisi de işçinin çeşitli nedenlerle devamsızlık yapması nedeniyle iş sözleşmesinin sona erdirilmesidir. Devamsızlık nedeniyle yapılacak fesihlerde bazı hususlara dikkat edilmesi gerekmektedir. Bugün bu konuyu paylaşalım istedik.
    Mazeretsiz işçiye ne olur?
    4857 sayılı kanunun 25/II-g fıkrasına göre; işçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü, yahut bir ayda üç işgünü işine devam etmemesi halinde işverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı söz konusu olup iş sözleşmesi işveren tarafından derhal ve tazminatsız olarak feshedilebilecektir. Buradaki işgününden kasıt, işçinin çalışmasının zorunlu olduğu günlerdir. İş günü, kanunen iş günü kabul edilen günlerle birlikte iş veya toplu iş sözleşmeleriyle iş günü kabul edilen günlerdir. Kanunda öngörülen bir aylık süre takvim ayı olmayıp, son devamsızlık gününden geriye doğru hesaplanacak bir aylık süreyi ifade etmektedir.
    Yargıtay bir kararında, haklı bir sebep olmaksızın bir ay içinde üç işgünü işe devam etmeyen işçinin iş sözleşmesinin işveren tarafından bildirimsiz ve tazminatsız olarak feshedilebileceğini belirtmiştir. Devamsızlık, o gün için iş görme borcunun tamamının işçi tarafından yerine getirilmemesi şeklinde anlaşılmalıdır. İşçinin çalışma saatlerine aykırı işe geç gelmesi veya iş süresinden az çalışma durumları İş Kanunu’nun 25. maddesinde ifade edilen devamsızlık hallerinden kabul edilmeyecektir.
    Haklı nedende fesih olmaz?
    İşçinin devamsızlığının mazeretli ve izinli olarak yapılması veya haklı bir nedene dayanması halinde işverenin tazminatsız, derhal fesih hakkı söz konusu olmayacaktır.
    İşçinin izni yetkililerden alması gerekmektedir. Yetkisiz kişilerden alınan izinlerin geçerliliği olmayacak ve bu yönüyle yapılan fesihler haklı kabul edilebilecektir. Hangi nedenlerin haklı kabul edilebileceği,  işçinin içinde bulunduğu durum, örf, adet ve işyerinin şartları gibi somut olayın özelliklerine göre farklılık gösterebilmektedir.
    İşe gelmemenin genellikle haklı sayılabilmesine örnek olarak, işçinin akraba veya yakınlarından birinin ölümü, dini ödevlerin yerine getirilmesi, tanıklık etmesi, bilirkişilik, resmi mercilerin çağrısına uyulması, seçime katılması, hastalanması, eşinin hastalanması, doğum yapması, çocuğunun hastalanması veya hastalanan çocuğu için memleketine gidip onu hastaneye yatırması, birkaç gün annesinin tedavisiyle ilgilenmesi, küçük çocuğunun yanında refakatçi olarak bulunması ve işçinin nişanlanması gibi nedenler sayılabilir.
    Buna karşılık, işçinin bir suç nedeniyle hapsedilmiş olması haklı bir neden olarak kabul edilmemektedir.
    Devamsızlıkta tazminat ödenmez
    İşçinin devamsızlığının mazeretli ve izinli olarak yapılmaması veya haklı bir nedene dayanmaması halinde işverenin tazminatsız fesih hakkı söz konusu olabilecektir.
    Bu durumda işverenin öncelikle devamsızlığı kayıt altına alması, devamsızlık tutanağı düzenlemesi ve akabinde işçinin devamsızlık nedenini ve akıbetini sorgulamak üzere ihtarname göndererek savunmasını istemesi gerekmektedir.
    Aksi halde işçinin savunması alınmadan veya akibeti araştırılmadan yapılacak devamsızlık fesihlerinde, işçinin haklı bir mazereti olduğunun anlaşılması halinde tazminat ödeme zorunluluğu ortaya çıkabileceği gibi, iş güvencesi kapsamındaki işçilerin işe iade davaları da işveren aleyhine sonuçlanarak işçi işe iade edilebilecektir.
     
    RESUL KURT / STAR
  • SGK’dan kadın çalışanlara kolaylık

    SGK’dan kadın çalışanlara kolaylık

    Çalışan kadınlara hem İş Kanunu ve hem de Sosyal Güvenlikmevzuatında çok sayıda pozitif ayrımcılık içeren düzenlemeler getirilmiştir. Son dönemlerde de bu anlamda ciddi iyileştirme çalışmaları olduğunu görüyoruz.

    Doğum halinde istirahat ve geçici iş göremezlik hakkı, süt izni, gece çalışma yasağı, yer ve su altında çalıştırma yasağı, gebe kadınların periyodik kontrollerine izin verilmesi, doğum borçlanması, özel günlerde çalıştırma yasağı, evlenen kadına kıdem tazminatı, doğum sonrası ücretsiz izin hakkı ve emzirme yardımı gibi çok önemli haklar verilmiştir.

    İşyerinde, gebe işçi, hekim raporuna dayalı olarak doğumdan önce 8 ve doğumdan sonra 8 hafta olmak üzere toplam 16 hafta çalıştırılmamaktadır. Çoğul gebelik halinde doğumdan önce çalıştırılmayacak 8 haftalık süreye 2 hafta süre eklenmektedir.

    Ancak, sağlık durumu uygun olduğu takdirde, hekimin onayı ile gebe işçi isterse doğumdan önceki 3 haftaya kadar işyerinde çalışarak, çalıştığı süreler doğum sonrası sürelere eklenmektedir. İsteği halinde kadın işçiye, 16 haftalık sürenin tamamlanmasından veya çoğul gebelik halinde 18 haftalık süreden sonra 6 aya kadar ücretsiz izin verilmektedir. Erken doğum halinde erken doğum süresi doğum sonrasına aktarılacaktır.

    Özellikle SGK ile anlaşması olmayan özel hastanelerde doğum yapan kadınlar geçici iş göremezlik ödeneği alırken sorun yaşıyordu. SGK özel hastanelerden alınmış bu raporların SGK tarafından uygun görülen hastanelere onaylatma zorunluluğundan dolayı hem anneler mağdur oluyor hem de hastanelerde gereksiz iş yükü oluşuyordu işte bizim de daha önce dile getirdiğimiz bu hatalı uygulamadan kaynaklanan bu mağduriyet eleştirilerimiz doğrultusunda değiştirildi.

    01.10.2013 tarihli resmi gazetede yayımlanan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile sigortalılara analık sigortasından düzenlenen istirahat raporları için SGK tarafından uygun görülen hastanelere onay şartı aranmayacağı yönünde değişiklik yapıldı.

    Yapılan ekleme ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 39. Maddesi; “İstirahat raporlarının Kurumla sözleşmeli sağlık hizmeti sunucuları tarafından düzenlenmesi şarttır. Kurumla sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucuları tarafından verilen ve istirahat süresi 10 günü geçmeyen raporlar, Kurumla sözleşmeli resmî sağlık hizmeti sunucusu hekimi tarafından, 10 günü aşan raporlar ise Kurumla sözleşmeli resmî sağlık hizmeti sunucusu sağlık kurulunca onandığı takdirde geçerli olur. Ancak analık sigortasından düzenlenen istirahat raporları için onay şartı aranmaz.” Şeklini almıştır.

    Yapılan ekleme ile SGK ile sözleşmesiz sağlık hizmet sunucuları tarafından verilen analık istirahat raporlarının SGK ile sözleşmeli sağlık kuruluşlarınca onaylanması durumunda geçerli olması kuralına son verilmiştir.

    Bu durumda SGK ile sözleşmesi olmayan sağlık hizmet sunucuları tarafından düzenlenen analık istirahat raporlarının SGK ile sözleşmesi olan sağlık hizmet sunucularınca onaylanıp onaylanmadığına bakılmaksızın geçici iş göremezlik ödeneğinin ödenmesi gerekecektir. Böylece binlerce çalışan kadının mağdur edildiği bu anlamsız düzenleme değişmiştir. Artık analık sigortasından düzenlenen istirahat raporları için SGK tarafından uygun görülen hastanelere onaylatma gerekmeyecektir.

    Özellikle SGK ile anlaşmaları olmayan özel hastanelerden alınan hastalık raporlarından dolayı geçici iş göremezlik ödeneği verilebilmesi için onay arandığını belirtmeliyiz. SGK ile sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucuları tarafından verilen ve istirahat süresi 10 günü geçmeyen raporların, SGK ile sözleşmesi olan resmî sağlık hizmeti sunucusu hekimi tarafından, 10 günü aşan raporların ise SGK ile sözleşmeli resmî sağlık hizmeti sunucusu sağlık kurulunca onanması gerekmektedir.

    En çok sorun yaşanan konulardan birisi olan doğum borçlanmasında da mağduriyete neden olan uygulamaların değiştirilmesi çalışan kadınların beklenti içinde olduğu bir konudur. Umarız SGK Başkanımız Yadigar Gökalp İlhan bu sorunları da çözer.

     

    Kaynak: http://haber.stargazete.com/yazar/sgkdan-kadin-calisanlara-kolaylik/yazi-794561

  • Kıdem tazminatı sistemi silbaştan kuruluyor.

    Kıdem tazminatı sistemi silbaştan kuruluyor.

    İşveren yükünün azalmasını istiyor işçi tarafı ise çok hassas. Türk-İş herhangi bir değişikliği genel grev sayacağını belirtti. Hükümet ise ‘aranızda anlaşın’ dedi. Peki ama, üzerinde çalışılan ve tartışılan düzenlemeler ne? İşte ipuçları…

    Kıdem tazminatı ile ilgili çalışmalar netleşmeye başladı. Yapılacak düzenleme ile gerek işçi gerekse işveren yönünden yeni bir dönem başlıyor. Mevcut sistem neredeyse bütünüyle değişiyor. Bu arada kazanılmış haklar da korunuyor.
    Kıdem tazminatı pek çok açıdan çalışma hayatının en önemli konusu. Yıllarca çalışan işçilerin emekli olurken veya işten ayrılırken işverenden almaları gereken kıdem tazminatının fon şeklinde düzenlenmesi konusu uzun süredir gündemde. Konu ile ilgili pek çok taslak üzerinden tartışmalarda bulunuldu.
    Geçen hafta toplanan Çalışma Meclisi’nde de Türk-İş, Hak-İş, DİSK ve işveren temsilcileri tarafından konu genişçe tartışıldı. İşçi tarafı bu konuda çok hassas. Türk-İş kıdem tazminatındaki herhangi bir değişikliği genel grev sayacağını açıkça belirtti.

    BİREYSEL KIDEM HESABI AVANTAJI

    ·Mevcut sistemde, işçinin kıdem tazminatı “işverenin ödemesine” bağlı. İşverenin iflas etmesi ya da ödeme güçlüğü içine düşmesi halinde, işçinin kıdem tazminatı alması zorlaşıyor. Getirilmesi düşünülen sistemde, işçinin kıdem tazminatının “güvence” altına alınması amaçlanıyor. Bunun için de “bireysel kıdem tazminatı hesabı” kurulması öngörülüyor. Kıdem tazminatının, bireysel kıdem tazminatında birikecek olması ve biriken paranın da ayrıca nemalanması, işçi yönünden “önemli bir güvence” olacak.

    FON BÜTÇE DIŞINDA

    ·Kıdem tazminatı ile ilgili fonun bütçe kapsamı dışında tutulması suretiyle, işçinin kıdem tazminatına ayrı bir güvence sağlanıyor. Fonun denetimi Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu tarafından yapılacak.

    ŞU ANDA ÇALIŞANLAR

    ·Yeni kıdem tazminatı düzenlemesiyle ilgili olarak en çok merak edilen konu, mevcut hakların korunup korunmayacağıyla ilgili.Öncelikle belirtelim, mevcut kıdem tazminatı ile ilgili haklar “mevcut işverenin sorumluluğuna bırakılarak” korunuyor. Ancak, düzenleme yapılırken “fona aktarma yönünden” işverenlerin yükü de göz önüne alınacak.Halen çalışmakta olanların, kıdem tazminatı fonuna geçmesi, işverenlere ciddi bir yük getirebilecek. Bu nedenle, birikmiş kıdem tazminatlarının bireysel kıdem tazminatı hesabına aktarılması konusunda, işveren ve işçinin özellikle de “işverenin rızası” önemli. İşverenin buna yanaşmaması durumunda, yasadan önceki kıdem tazminatının muhatabı, “işveren” olacak.

    EVLENEN KADINA TAZMİNAT YOK

    ·Mevcut yasaya göre evlenen kadınlar, evlendikleri tarihten itibaren “bir yıl içinde” işten ayrılırlarsa, kendilerine birikmiş kıdem tazminatları ödeniyor. Yeni düzenlemede, evlenen kadınlara kıdem tazminatı ödenmesi kalkıyor. Bu düzenleme, çalışan nişanlı kızların evlenmelerini, son bir yıl içinde evlenen kızların, işten ayrılmalarını hızlandırması bekleniyor.

    ASKERE GİDENLER

    ·Mevcut yasaya göre, askere gitme nedeniyle işten ayrılanlara, “kıdem tazminatı” ödeniyor. Yeni düzenlemede, askere giden erkeklere kıdem tazminatı ödenmesi ile ilgili uygulamaya son veriliyor.

    İŞİNE SON VERİLENE KIDEM TAZMİNATI VERİLMEYECEK

    ·Mevcut sistemde, işverenin işine son verdiği işçiye, “kıdem tazminatı” ödeniyor. Yeni sistemde böyle bir zorunluluk olmayacak. Olaya bu yönüyle baktığımızda, işverenin işçinin işine son vermesi aşamasında, “kıdem tazminatı ödeme baskısı” olmayacak.

    10 YILLIK ZAMANAŞIMI

    ·Kıdem tazminatının, hak kazanıldığı tarihten itibaren, 10 yıl içinde fona başvurularak talep edilmesi gerekiyor. Bu süre içinde talep edilmeyen kıdem tazminatı zamanaşımına uğrayacak.

    İŞÇİNİN MAAŞINDAN KESİNTİ

    ·Kıdem tazminatı nedeniyle, işçinin ücretinden herhangi bir kesinti yapılamayacak. İşverenler, fona ödedikleri tutarı, gelir ve kurumlar vergisi yönünden “gider olarak” kaydedebilecekler.

    SÜRE 30’DAN 20’YE DÜŞEBİLİR

    ·Kıdem tazminatında yapılması planlanan, işveren ve işçi taraflarınca birlikte oluşturulacak bir fon sayesinde kıdem tazminatı alacaklarının işçi adına birikmesinin sağlanması. Amaç işçi kendi isteğiyle de işinden ayrılırken hesabında biriken paranın kendisine ödenmesi. Ne var ki işçi tarafının bu noktada karşı çıktığı husus, fonda biriken paranın ödenmesi esnasında sıkıntılar yaşanabileceği endişesi. Bu endişeye sebep olan fon yönetiminin Türkiye’deki genel başarısızlığı. İşçi tarafının bir diğer endişe ise halen bir yıllık çalışma karşılığında 30 günlük brüt ücret kıdem tazminatı olarak verilirken fona devir halinde bu sürenin 20 güne düşecek olması.

    TAŞERON DA BAŞLAYACAK

    ·Kıdem tazminatı fonuna geçişte hükümet ısrarlı gözüküyor. Özellikle yeni çıkarılması planlanan taşeron yasasında taşeron işçilerinin kıdem tazminatı uygulamasının fon şeklinde düzenlenmesine kesin gözüyle bakılıyor. Bu noktada taşeron işçilerin zaten kıdem tazminatı hakkından yararlanamadıkları görüşleri ön plana çıkıyor. Ancak ortada bir sorun varken bu sorunu çözmek adına kıdem tazminatı fonunun düzenlenmesi akla yatkın bir gerekçe değil. Yani zaten taşeronda çalışanlar kıdem tazminatı alamıyorlardı, o zaman kıdem tazminatını fona devredelim bari daha az da olsa kıdem tazminatı alabilsinler demek çözüm değil.

    GENİŞLEMESİ BEKLENİYOR

    ·Kıdem tazminatı konusunda ortaya atılan ilk taslakta 1 yıllık kıdem için ödenecek brüt ücret 13 gün olarak belirlenmişti, şimdi bu sürenin 20 güne çıkarılacağı konuşuluyor. Bu da gösteriyor ki, taslağın eksik yönleri ve işçi tarafının itiraz ettiği bazı noktalar revize edilerek taşeron işçiler için başlatılacak fon uygulaması, tüm işçilere genişletilecek. Dolayısıyla kıdem tazminatında çok önemli değişimlere ve yeni döneme hazır olmak gerekiyor.

    Kaynak: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/printnews.aspx?DocID=24837824

  • Evlere temizlikçi kadın bombası düştü

    Evlere temizlikçi kadın bombası düştü

    TEMİZLİK başta olmak üzere ev işlerinde çalışanların SGK’ya bildirilmemesi durumunda ağır cezalar var.

    Ancak bazı noktalar net değil. Örneğin haftada bir gün çalışmanın, sürekli çalışma tanımına girmediği açıklanırsa veya bu yönde yasal bir düzenleme yapılırsa, sorun çözümlenmiş olur.

    DÜNKÜ yazımız, Türkiye genelinde “bomba etkisi” yarattı.
    Özellikle, evine haftada bir gün temizlikçi kadın alan ve bunu Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirmeyip prim ödemeyenlere, geriye dönük 5 yıl için yaklaşık olarak;
    – 80 bin 214 TL idari para cezası,
    – 5 bin TL sigorta primi,
    – 5 bin TL’de gecikme cezası ve gecikme zammı,
    gelebileceğini çoğu kimsenin bilmediği anlaşılıyor.
    Evde ayın her günü (tatiller hariç) kadın çalıştıran ve sigortaya bildirimde bulunmayanlarda ise, bu cezanın 150 bin lirayı bulabilecek olması da ayrı bir şok yarattı.

    NE ZAMAN ÇIKTI?

    Dün gün boyu e-postalar yağdı, telefonlarımız susmadı.
    Çok kişi “Hocam bu yeni mi çıktı? Yoksa yakında çıkacak bir kanun mu?” diye soruyordu.
    Hemen yanıtlayalım, bu yeni bir olay değil.
    Öteden beri evde kadın çalıştıranlarda, geriye dönük olarak, “şikayet” ve “mahkeme kararına”   bağlı olarak 5 yıl üzerinden “idari para cezası, prim ve gecikme cezası” istenebilecek. Bu süre ileride 10 yılı da bulabilecek.
    Bu arada bazı okurlarımız da;
    “Evde yıllardır kadın çalıştırıyoruz. Ödediğimiz ücretten vergi kesmedik. Bu olayın bir de vergi kaçakçılığı boyutu mu var?” diye soruyorlar.
    Hemen açıklayalım; evdeki temizlikçi kadına ya da çocuk bakıcısına ödenen ücretler, Gelir vergisinden istisna. Başka bir anlatımla, gelir vergisine tabi değil (GVK. Md. 23/6).
    Kıdem tazminatına gelince, evde çalışan kadınlar İş Kanunu’na tabi olmadığı için kendilerine kıdem tazminatı ödenmiyor.

    ÇÖZÜM NE?

    Evde kadın çalıştıranların çoğu, evde çalışan kadınla ilgili yükümlülüklerini bilmiyorlar. Özellikle haftada bir gün kadın çalıştıranlar, paniğe kapılmış durumdalar.
    Bu aşamada, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun, özellikle haftada bir gün çalışanlarla ilgili bir “çözüm getirmesi” gerekiyor.
    Örneğin “her hafta aynı gün (bir gün) çalışma” olayının, “sürekli çalışma” tanımına girmediği açıklanırsa veya bu yönde yasal bir düzenleme yapılırsa, sorun çözümlenmiş olur.
    Bu konuda okurlarımızdan gelen bir öneride, “bir havuz oluşturulması” ve birer gün çalışanların, ortaklaşa bildirilip, primlerinin ödenmesi şeklinde.
    İşin doğrusu halkın çoğu, evde çalışan kadınların sigorta ettirilme boyutunu bilmiyor.
    Bu konuya, olayın bürokratik boyutunu azaltan pratik bir çözüm getirilmesinde yarar var.

    Kaynak: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/printnews.aspx?DocID=24797481