Kategori: Vergi Mevzuatı

  • Yeni Gelir Vergisi Tasarısındaki Durumu

    Yeni Gelir Vergisi Tasarısındaki Durumu

    Yeni Gelir Vergisi Tasarısındaki Durumu
     
     

    Anonim ve Limited Şirket Hisselerinin Satışından Doğan Değer Artışı Kazancının Yeni Gelir Vergisi Tasarısındaki Durumu
     
    Halen uygulanmakta olan Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 80. Maddesi“değer artış kazançları”nın vergilendirilmesine ilişkin hükümleri içermektedir. Anılan maddenin 1.bendine göre, “İvazsız olarak iktisap edilenler ile tam mükellef kurumlara ait olan ve iki yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetleri hariç, menkul kıymetlerin veya diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar.” değer artış kazancı olarak vergilendirilecektir. Söz konusu düzenleme uyarınca; gerçek kişilerin iki yıldan uzun süre elinde tuttukları anonim şirket hisse senetlerine (hisse senetlerinin basılmış olması ya da yerine geçici ilmühaber çıkarılmaları şartıyla) ilişkin kazançlar değer artış kazancı olarak sayılmayacak ve vergilendirilmeyecektir. (Gelir Vergisi Kanununun geçici 67. maddesi hükümleri uyarınca ise, tam mükellef kurumlara ait olup, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında işlem gören ve bir yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetlerinin elden çıkarılmasından elde edilen gelirler gelir vergisine tabi değildir.)
    Yine aynı maddenin 4. bendinde “ortaklık haklarının veya hisselerinin elden çıkarılmasından doğan kazançlar” değer artış kazancı olarak sayıldığından gerçek kişilere ait limited şirket paylarının (ya da diğer ortaklık hakları veya hisselerinin) elden çıkarılmasından elde edilecek kazançlar ise, elden çıkarma ne zaman yapılırsa yapılsın, gelir vergisine tabi olabilecektir.
    Öte yandan, anılan Kanun’un safi değer artışına ilişkin hükümlerinin yer aldığı mükerrer 81. Maddesine göre; değer artışında safi kazanç, elden çıkarma karşılığında alınan para ve ayınlarla sağlanan ve para ile temsil edilebilen her türlü menfaatlerin tutarından, elden çıkarılan mal ve hakların maliyet bedelleri ile elden çıkarma dolayısıyla yapılan ve satıcının uhdesinde kalan giderlerin ve ödenen vergi ve harçların indirilmesi suretiyle bulunacaktır.
     
    Aynı madde uyarınca; mal ve hakların elden çıkarılmasında iktisap bedeli, elden çıkarılan mal ve hakların, elden çıkarıldığı ay hariç olmak üzere Devlet İstatistik Enstitüsünce belirlenen toptan eşya fiyat endeksindeki artış oranında artırılarak tespit edilecektir. Şu kadar ki, bu endekslemenin yapılabilmesi için artış oranının % 10 veya üzerinde olması şarttır.
     
    Buna göre safi değer artış kazancı tespit edilirken; alım-satım tarihleri arasında toptan eşya fiyat endeksindeki artışın yüzde 10 ve üzerinde olması şartıyla maliyet bedeli söz konusu endeksleartırılacak, daha sonra satış nedeniyle oluşan diğer giderler düşülecek ve değer artış kazancınınistisna tutarını ( 2013 yılı için istisna tutarı 9.400 TL’dir) aşan kısmı beyan edilerek üzerinden gelir vergisi hesaplanmak sureti ile kazancın elde edildiği yılı takip eden yılın Mart ayı sonuna kadar beyan edilerek ödenecektir.
    (Yukarıda belirtilen hisse senetleri, ortaklık hakları veya hisseleri ticari işletmeye dahilse, bunların elden çıkarılmasından sağlanan kazançlara yukarıdaki hükümler değil, “ticari kazanç” hakkındaki hükümler uygulanır)
     
    Değer Artış Kazançlarının Vergilendirilmesi ile İlgili Olarak Gelir Vergisi Kanun Tasarısında Yer Alan Değişiklikler
     
    Kurumlar Vergisi Kanunu ve Gelir Vergisi Kanunu’nu birleştirecek olan yeni Gelir Vergisi Kanunu Tasarısının değer artış kazançlarıyla ilgili bölümünde, tam mükellef kurumlara ait olan pay senetlerinin, ortaklık haklarının veya hisselerinin elden çıkarılmasından elde edilen kazançların vergilendirilmesiyle ilgili mevcut Gelir Vergisi Kanunu’na göre farklı bir yaklaşıma gidilmiş, bunların hepsi için ortak uygulama yapılması benimsenmiştir. Başka bir deyişle Tasarıya göre; Türkiye’de kurulmuş anonim şirketlerin hisse senetlerinin 2 yıl elde tutulduktan sonra satılması halinde ortaya çıkacak kazancın vergilendirilmemesi uygulamasından vazgeçilmektedir. Tasarı’da öngörülen vergileme esası, elde tutma süresine bağlı olarak değişmektedir. Tasarıda tam mükellef kurumlara ait olan pay senetlerinin, ortaklık haklarının veya hisselerinin elden çıkarılmasında ortaya çıkacak değer atış kazancının, anılan ortaklık paylarının elde tutulma süresine göre belirlenecek kısmı, vergidenmüstesna tutulmaktadır.
     
    Öngörülen değer artış kazancı istisnası aşağıdaki gibidir:
    1) İki tam yıldan fazla süreyle elde tutulanlardan elde edilen gelirlerin %40’ı,
    2) Üç tam yıldan fazla süreyle elde tutulanlardan elde edilen gelirlerin %50’si,
    3)Dört tam yıldan fazla süreyle elde tutulanlardan elde edilen gelirlerin %60’ı,
    4)Beş tam yıldan fazla süreyle elde tutulanlardan elde edilen gelirlerin %75’i.
     
    Yukarıda belirtilen istisna dışında kalan kazanç tutarları gelir vergisine tabi olacaktır.
    (Öte yandan, tam mükellef kurumlara ait olup, Borsa İstanbul Anonim Şirketinde işlem gören ve bir yıldan fazla süreyle elde tutulan pay senetlerinin elden çıkarılmasından sağlanan kazançların vergiye tabi olmaması uygulaması yeni tasarıda da devam ettirilmektedir.)
    Türkiye’de kurulmuş anonim şirketlerin hisse senetlerinin 2 yıl elde tutulduktan sonra satılması halinde ortaya çıkacak kazancın vergilendirilmemesi uygulamasına son verecek Gelir Vergisi Kanunu Tasarısında “kazanılmış hakların korunması”na yönelik bir geçici madde düzenlemesi de yapılmamıştır. Her ne kadar Gelir Vergisinde vergiyi doğuran olay “kazancın elde edildiği” takvim yılında ortaya çıksa da ( ki değer artış kazançlarında, kazanca konu mal veya hakkın elden çıkarılıp kazanca ekonomik ve hukuki yönden tasarruf edilebildiği hesap döneminde kazanç elde edilmiş ve vergiyi doğuran olay gerçekleşmiş sayılacak, vergileme yapılabilir hale gelecektir) mevcut yasal düzenlemeye göre vergilendirilmeyen bir kazancın yeni getirilen bir Yasa ile vergilenir hale gelmesi, kazanılmış hakkın kaybettirilmesi anlamına gelecektir. Başka bir deyişle; tam mükellef kurumlara ait hisse senetlerine 2 yıldan uzun bir süredir sahip olan gerçek kişiler, mevcut Yasa hükümlerine göre, bu hisse senetlerini sattıklarında elde edecekleri kazanç gelir vergisine tabi olmayacakken, bir anda yapılan Yasa değişikliği ile bu haklarının ellerinden alınmasıyla karşı karşıya kalacaklardır.
     
    Anayasa Mahkemesinin geçmişte verdiği bir kararda; “Kazanılmış bir haktan söz edilebilmesi için bu hakkın, yeni yasadan önce yürürlükte olan kurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerekir. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş haktır. Bir statüye bağlı olarak ileriye dönük, beklenen haklar, kazanılmış hak niteliği taşımaz.” açıklaması yapılmıştır. Bu çerçeveden bakıldığında; tam mükellef kurumlara ait hisse senetlerine 2 yıldan uzun bir süredir sahip olan gerçek kişilerin bu hisse senetlerini elden çıkarmadıkları sürece kazanılmış bir hakka sahip olmadıkları söylenebilse de, kanımızca; yeni Gelir Vergisi tasarısına bir geçici madde eklenmeli ve “bu maddenin Yasanın yürürlüğe gireceği tarihten sonra edinilen hisse senetleri için uygulanacağı” hüküm altına alınmalıdır.
     
    Değer artış kazançlarıyla ilgili olarak Tasarı’da öngörülen bir diğer değişiklik ise, hisselerin elde etme bedellerine uygulanan endeksleme ile ilgilidir. Elde etme ile elden çıkarma arasındaki dönemde %10 un üzerinde bir TEFE artışı olduğunda yapılabilen endekslemede, %10 luk sınırın kaldırılması öngörülmektedir. Tasarı bu hali ile kabul edilir ve yasalaşırsa, safi değer artışının tespitinde ÜFE artışı ne olursa olsun, elde etme bedelinin bu oranda artırılması söz konusu olacaktır.


    AKİF AKARCA – MEHMET ŞAFAK / DÜNYA

     

  • Elektronik Fatura Kullanmak Zorunda Olanlardan Mısınız?

    Elektronik Fatura Kullanmak Zorunda Olanlardan Mısınız?

    Elektronik Fatura Kullanmak Zorunda Olanlardan Mısınız?
     
      

    Teknolojik gelişmeler her alanda olduğu gibi Ticari hayatta da büyük değişimlere yol açmakta olup Bu değişimler sonucu ortaya çıkabilecek vergi kayıplarını asgariye indirmek için vergi idaresi belli kriterleri sağlayan mükelleflerin elektronik fatura kullanmasını zorunlu hale getirmiştir. Bu makalemde elektronik fatura nedir? Kimler elektronik fatura kullanacaktır? Elektronik fatura ne zaman kullanılacaktır? Geçiş süreci nasıl olacağı, Fiziksel ortamdan denetimin elektronik ortam denetime nasıl kayacağı ve cezai müeyyideler hakkında bilgi vermeye çalışacağım.
    Elektronik fatura; dijital ortamda düzenlenen fatura olup kâğıt ortamında düzenlenen fatura arasında şekil ve hukuki bakımından bir fark yoktur. Yani kâğıt ortamındaki fatura neyi ifade ediyorsa Elektronik faturada onu ifade ediyor demektir.
     
    Bir mal veya bir hizmet satışında hem kâğıt fatura hem de elektronik fatura olarak bir arada düzenlenmesi vergi mevzuatı açısından mümkün bulunmamaktır. Elektronik fatura kullanan mükelleflere elektronik fatura kesilmesi, elektronik fatura kullanmayan mükelleflere ise kâğıt fatura kesilmesi yasal zorunluluk halini almıştır. Bu yasal zorunluluğa uymayan mükellefler fatura düzenleseler bile hiç düzenlememiş sayılacakları göz ardı edilmemesi gereken bir noktadır.
     
    Aşağıda şıklar halinde belirttiğim mükelleflerin 30.09.2013 tarihine kadarGelir İdaresi Başkanlığının İnternet sitesindeki ELEKTRONİK FATURA PORTALINDAN başvuru yapmaları ayrıca istenen belgeleri Gelir İdaresi Başkanlığına yollamaları gerekmektedir.
    ü     4760 sayılı ÖTV kanununa ekli III sayılı listedeki malları (Alkollü içki, sigara vb.ürünleri) imal, inşa veya ithal edenler
    ü     5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu kapsamında madeni yağ lisansına sahip olanlar,
    ü     Madeni yağ lisansına sahip olanlardan 2011 takvim yılında mal alan mükelleflerden 31.12.2011 tarihi itibariyle asgari 25 milyon TL brüt satış hâsılatına sahip olanlar,
    ü     III sayılı listedeki malları imal, inşa veya ithal edenlerden 2011 takvim yılında mal alanmükelleflerden 31.12.2011 tarihi itibariyle asgari 10 milyon TL brüt satış hâsılatına sahip olanlar,
     
    Elektronik fatura kullanan Mükelleflerin bu faturaları elektronik ortamlarda saklama ve istendiğinde elektronik, manyetik ve optik araçlarla ibraz etme yükümlülükleri bulunmaktadır. Elektronik Faturaların Vergisel açıdan kanuni saklama süresi kâğıt ortamda saklama süresi ile aynıdır. Yani faturanın düzenlediği yıldan sonraki beş yıl süresince saklama mecburiyeti bulunmaktadır. Şunu da hatırlatmak gerekir ki Türk Ticaret kanunu açısından elektronik faturanın saklama süresi 10 yıldır.
     
    Mükellefler Elektronik faturalarını ister kendi bünyelerinde isterlerse Gelir İdaresi Başkanlığınca izin verilen Elektronik fatura saklama hizmeti veren şirketlerin bünyesinde saklayabilirler ancak Elektronik faturaların muhafazasının Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde ve Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarının geçerli olduğu yerlerde yapılması zorunludur.
     
    Başka mükelleflerden elektronik saklama hizmetinin alınması mükelleflerin elektronik faturalarının muhafaza ve ibraz sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağının unutulmaması gerekmektedir.
     
    Elektronik faturalarının muhafaza ve ibraz sorumluluğunu yerine getirmeyen mükelleflerin Vergi Usul Kanun 359. Maddesinin A bendine istinaden 18 aydan üç yıla kadar hapis cezasına maruz kalacakları unutulmamalıdır.
    Gelir İdaresi Başkanlığı Elektronik Fatura Portalı yöntemi dışında, Bilgi işlem sistemlerinin entegrasyonu yöntemiyle elektronik fatura uygulamasından yararlanan mükelleflerin sistemleri üzerinde yapacakları bakım, onarım, gözden geçirme vb. işlemler nedeniyle sistemlerine erişim kesintiye uğrayacak ise bu kesintiden önceki üç işgünü içerisinde hangi tarihte ve ne kadar süreyle sistemlerinin kesintiye uğrayacağını Gelir İdaresi Başkanlığı’na bildirmekle yükümlü oldukları ve bu Kesinti süresi iki günü aşamayacağı unutulmamalıdır. Ayrıca bu hizmetten yararlan mükelleflerin Bilgisayar sistemlerini kesintisiz 7 gün 24 saat elektronik fatura ve ilgili mesajları alabilir ve gönderebilir halde açık tutmak zorunda oldukları zorunlu sebepler dışında bu zorunluluğa uymayan mükelleflerin entegrasyon izinleri iptal edileceği unutulmamalıdır.
     
    Elektronik fatura uygulamasının Elektronik denetimin önünü açacağı bu saye de   sahte fatura düzenleyenlerin ortadan kalkmasına, mükelleflerin vergi ve hapis cezaları ile karşı karşıya kalmalarının önüne geçeceği kanaati taşımaktayım.

     

     

    MUHASEBENET
    Sedat ERYÜREK
    ADANA SMMM Odası
    Danışma Meclisi Sekreteri

  • Vergi İncelemeleri Çok Can Yakacak

    Vergi İncelemeleri Çok Can Yakacak

    Vergi İncelemeleri Çok Can Yakacak
     
     
     

    Vergi incelemesi, mükelleflerin ödemesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak amacıyla yapılan bir denetim türüdür.
    İncelemeye yetkili olanlar gerek görürse inceleme, işletmeye dâhil iktisadi kıymetlerin fiili envanterinin yapılmasına ve beyannamelerde gösterilmesi gereken unsurların tetkikine kadar genişletilebilir. İnceleme görevi daha çok vergi müfettişleri tarafından yapılır. Daha önce bu köşede belirttiğim üzere vergi müfettişliği 2 yıl önce çıkarılan bir KHK ile ihdas edilen bir kadro. Bu kadroya kaynaklık eden birimler daha önce Maliye Bakanlığı içerisinde farklı birimlerde çalışan denetim elemanları idi. Vergi Denetim Kurulu altında birleştirilen bu birimlerde çalışanlar tek unvanla vergi müfettişliği adını aldı.
     
        Yukarıda da belirttiğim üzere vergi incelemesi mükellefler için çok yıkıcı etkileri olabilen, devam ederken de büyük psikolojik sıkıntılara sebep olabilen bir süreçtir. Bu yüzden incelemelerin objektif gerekçelere bağlanması ve sürecin dikkatli yürütülmesi gerekir. Mükellefler çok sık vergi incelemesi geçirmediği için bu süreçle ilgili bilgi sahibi olmamaları normaldir. Ancak vergi incelemesi yapmak üzere yetiştirilen vergi müfettişlerinin bu açıdan çok iyi eğitim almaları şart. İşlerini yaparken, muhatap oldukları mükelleflerin ekmek kapılarına kilit vurabilecek kadar ağır sonuçlar çıkarabilecek yetki ve imkâna sahip vergi müfettişlerinin inceleme öncesi, esnası ve sonrasında nasıl davranacakları konusunda çok iyi eğitilmeleri gerekir. İnceleme esnasında uyulacak usul ve esaslar Vergi Usul Kanunu’nda çok ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş olsa da maalesef bu kuralların uygulanmasının garantisi bulunmuyor. O yüzden inceleme elemanlarının bu konuda çok iyi eğitilmesi, takip edilmesi ve değerlendirilmesi gerekir. Öte yandan incelemeye alınan mükelleflerin de muhakkak profesyonel meslek mensuplarından destek almaları gerektiğinin altını çizeyim.
     
        VDK kurulmadan önce bahsettiğim dört birim, yılda bir belki iki defa sınav açarak makul sayıda inceleme elemanı adayını kadroya dâhil ediyordu. Ciddi sınavlarla alınan bu adaylar zorlu mevzuat, hal, hareket ve tavır eğitimlerinden geçiriliyor, yeterlik sınavını geçtikten sonra da asil kadroya atanıyorlardı. Yıllarca verimli incelemeler yapan meslek mensupları yeri ve zamanı geldikçe, yurtdışında eğitim alıyor ve sonrasında bürokraside idareci olarak hizmet vermeye devam ediyordu.
     
    Binalar yetersiz
    Son zamanlarda idarede, artan kayıt dışılığı vergi incelemeleri ile azaltma düşüncesi hâkim olmaya başladı. Bu düşünceye paralel olarak benim gibi meslekten gelen kişilerin bile takip etmekte zorlandığı vergi müfettişliği sınavları ilan edilir oldu. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek periyodik olarak vergi müfettişliği sınavı açacaklarını kamuoyuna açıklıyor. Hem de her sınavda bin 500-2 bin kişi olacak şekilde kadrolar açılarak. Bu yıl açıklanan sınavlar tamamlanırsa 5 bine yakın yeni inceleme elemanı alınmış olacak. Piyasada bu sayıda iktisadi ve idari bilimler fakültesi mezunları olmadığı düşüncesinden midir bilmiyorum, artık açılan sınavlara mühendis ve öğretmenlik fakülte mezunları da girebiliyor. Eski meslektaşlarımla yaptığım görüşmelerde mevcut müfettişlerin bile doğru dürüst çalışma ortamının olmadığı anlatılıyor. Birçok ilde bir masada iki müfettiş çalışıyormuş.  Alınan yeni müfettiş yardımcılarının kısa sürede eğitimden geçirilmesi ve yukarıda bahsettiğim nitelikleri haiz olması hiç de kolay olmayacak. Üstelik artık alınan adayların bazıları muhasebe ve hukuk eğitimi almayan mühendis ve öğretmenlerden oluşacak. Çok değil bir iki yıl sonra vergi incelemelerinden şikâyetlerin çığ gibi büyüyeceğini düşünüyorum. Çünkü bu kadar geniş ve kalabalık bir kurumda niteliksiz elemanların da çokça yer alacağını tahmin etmek zor değil.
     
        Yazımın başında da belirttiğim üzere vergi incelemesi hassas bir konu. Yapılan her tarhiyat mükellefler üzerinde önemli etkiler doğurur. Küçük ölçeğe sahip mükelleflerin bir inceleme ile kepenk kapatmaları işten değil. Büyük mükellefler nezdinde de hukuksuz davranış ve tarhiyatlar olumsuz tesir meydana getirir. Mükellefler incelemelerde kendilerine özensiz davranıldığı, zorlama yorumlarla tarhiyat yapıldığı kanaatine sahip olurlarsa piyasadan çekilmeye veya sektör/alan/ülke değiştirmeye karar verebilirler. Hele ki yabancı şirketlerin belirsizlik olan ülkelerde hizmet vermek istemeyeceklerini unutmamak gerekir. Böyle bir ülke imajının gelişmemesi ve kazanılan itibarın devam etmesi için bu konuda yapılacak uygulamalarda titiz davranılması gerekiyor.
     
        Devletin bütçe finansmanında en önemli kalemi oluşturan vergi gelirlerini artırmak için inceleme oranını artırma kararı anlaşılabilir. Ancak bu oranı artırmanın yegâne yönteminin inceleme elemanı sayısını artırmak olmadığının bilinmesi gerekir. Kaldı ki çözüm inceleme elemanı sayısını artırmak olarak tercih edilmişse bile kadroları bir anda doldurma yoluna gidilmemeliydi. Her yıl açılacak sınavlarla belli sayıda eleman alınarak eğitimde ve insan kaynakları kalitesinde belli bir seviye korunabilirdi. Mühendislik ve öğretmenlik fakültelerinden gelecek müfettiş adayları da dikkate alınarak üniversitelerden muhasebe ve hukuk alanında yüksek lisans imkânı sağlanmalı, özellikle mükelleflere yönelik davranış açısından hassasiyetin altı çizilmelidir. Daha önce sınırlı olan yurtdışında eğitim alma imkânı genişletilerek devam ettirilmeli. Bu ve buna benzer tedbir alınırsa Kurul’un başarısı artacaktır. Aksi takdirde gün geçtikçe kamuoyunda mağduriyet şikâyetleri artacak, mükellefler ve mali müşavirler büyük sıkıntılar yaşayacaktır.


    YUSUF KELEŞ / ZAMAN

  • 10 Yıl Bekleyen ‘Kıdem Tazminatı’ Devletin Olacak

    10 Yıl Bekleyen ‘Kıdem Tazminatı’ Devletin Olacak
     
      

    Kıdem tazminatı fonu çalışmaları yeniden hız kazandı. Buna göre, hak kazanılan kıdem hesabı 10 yıl boyunca talep edilmezse, hesapta biriken para Maliye Bakanlığı’na aktarılacak

     

     

    Faruk Çelik ’in Eylül ayında sosyal taraflara sunacağını açıkladığı kıdem tazminatı fonu çalışmaları, yeniden hız kazandı. Yeni kurulacak fonun en önemli unsurlarından olacak işçi ve işverenden yapılacak kesinti oranının, çalışmanın sonunda sosyal taraflarla uzlaşılarak belirlenmesi benimsendi. Bunun dışındaki birçok detay ise netleşti. Her çalışan için bireysel kıdem hesabı kurulmasını öngören yeni modelde,“İşverenin zamanında ödemediği kıdem primini daha sonraki dönemde ödemesi” imkanı da getiriliyor.

     
    6 AY SONRA
     
    Kıdem tazminatı fonunun en büyük zararı ise, işsizlik sigortası fonuna olacak. Fonun prim gelirlerinde ciddi bir kısıtlama yapılacak ve işverenin primi yüzde 2’den binde 5’e, devletin payı da yüzde 1’den binde 5’e düşürülecek. Kıdem tazminatı hesabının yönetiminde çalışan aktif olacak. Ama eğer bir tercihte bulunmazsa hesabında biriken paranın asgari yüzde 40’ı kamu borçlanma araçları veya kira sertifikalarını içeren bir fonda değerlendirilecek.Sistemi izlemesi için işçi, işveren ve kamudan oluşan bir kurul oluşturulacak. İşverenin prim ödeme yükümlülüğü de, kanunun yayımından 6 ay sonra başlayacak. Bireysel Kıdem Hesabı Danışma Kurulu kurulmasından, 10 yıl boyunca talep edilmeyen kıdem tazminatının kamuya geçmesine kadar konuyla ilgili her unsuru düzenleyen çalışmanın ana unsurları şöyle olacak:
     
    HER ÇALIŞANA HESAP
     
    -Çalışanlar için “bireysel kıdem hesapları” oluşturulacak.
    -Bireysel kıdem hesapları üzerinde faaliyet gösterecek olan firmalar halen yürürlükte olan 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu’na tabi olacak.
     
    SON BİR ŞANS DAHA
     
    -Kıdem primini geciktiren işverenlere bir şans daha verilecek. İşverenler, kıdem primlerini sonraki dönemde yatırabilecek.
    -Hak kazanılan kıdem 10 yıl boyunca talep edilmezse, hesapta biriken para Maliye Bakanlığı ’na aktarılacak.Yani çalışan kıdem tazminatını sistemden çekmeye hak kazandıktan sonra 10 yıl boyunca herhangi bir girişimde bulunmazsa birikimi kamuya geçecek.
     
    Danışma Kurulu kurulacak
     
    -“Bireysel Kıdem Hesabı Danışma Kurulu” adını taşıyacak yapıda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı , Hazine Müsteşarlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu ile 3 işçi ve 3 işveren temsilcisi bulunacak. Teşvikten yararlanmak isteyen işverenin kıdem borcu olup olmadığına da bakılacak. İşçiler işveren ile yapacakları sözleşme ile kanunun yürürlük tarihinden önceki döneme ait kıdem tazminatlarının bireysel kıdem hesabına dahil edilmesini isteyebilecek. İşverenlerin prim ödeme yükümlülüğü, kanunun yürürlüğe girmesinden 6 ay sonra başlayacak.
     
    15 günde ödeme şartı geliyor
     
    -Kıdem tazminatı sisteminde 15 yıllık sigortalılığını dolduran ve 3600 gün primi tahakkuk ettirilen çalışan, biriken tutarın yarısını çekebilecek. İkinci kez çekmek istediğinde ise, son kullanımdan itibaren 1800 gün geçmiş olması gerekecek.
    -Ev almak istemesi durumunda da fondaki birikiminin yarısını çekebilecek.
    -Sisteme girenler, emeklilik, malullük aylığı ya da toptan ödemeye hak kazanmaları, 5 yıl boyunca adlarına açılan hesabın aktif olmaması veya ölmesi halinde (mirasçıları) hesabında biriken tutarın tamamını çekebilecek.
     
    -Sistemden çıkış için, hesabının tutulduğu şirkete çalışan bir yazıyla başvuracak. Bu yazıdan sonra 15 gün içinde gereken ödemenin yapılması gerekecek.


    SAMANYOLU

  • İşsizlik ödeneği hakkında bilinmesi gereken herşey

    İşsizlik ödeneğinin; miktarı, ödeme süreleri vezamanı ile sigorta primleri

    Bu yazımızda işsizlik ödeneği, miktarı ödeme süreleri, hangi hallerde kesileceği ile örneklerle işsizlik ücretihesaplamayı açıklamaya çalışacağız.

    4447 sayılı Kanunun 50 nci maddesinde bu konu detaylı bir şekilde düzenlenmiştir. Buna göre; Günlük işsizlik ödeneği, sigortalının son dört aylık prime esaskazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının yüzde kırkıdır. Bu şekilde hesaplanan işsizlik ödeneği miktarı, 4857 sayılı İşKanununun 39 uncu maddesine göre onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin brüt tutarının yüzde seksenini geçemez.

    İşsizlik ödeneğinin verilme süresi ve zamanı

    Hizmet akdinin sona ermesinden önceki son 120 gün prim ödeyerek sürekli çalışmış olanlardan, son üç yıl içinde;
    a) 600 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 180 gün,
    b) 900 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 240 gün,
    c) 1080 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 300 gün,

    Süre ile işsizlik ödeneği verilir.

    İşsizlik ödeneği her ayın sonunda aylık olarak işsizin kendisine ödenir.

    İlk işsizlik ödeneği ödemesi ise ödeneğe hak kazanılan tarihi izleyen ayın sonuna kadar yapılır.

    İşsizlik ödeneği damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz. İşsizlik ödeneği, nafaka borçları dışında haciz veya başkasına devir ve temlik edilemez. Sigortalının kusurundan kaynaklandığı belirlenen fazla ödemeler yasal faizi ile birlikte geri alınır. Ölen sigortalı işsizlere ait fazla ödemeler geri tahsil edilmez.

    Sigortalı, işsizlik ödeneğinden yararlanma süresini doldurmadan tekrar işe girer ve işsizlik sigortası ödeneğinden yararlanmak için bu Kanunun öngördüğü şartları yerine getiremeden yeniden işsiz kalırsa, daha önce hakettiği işsizlik ödeneği süresini dolduruncaya kadar bu haktan yararlanmaya devam eder. Bu Kanunun öngördüğü şartları yerine getirmek suretiyle yeniden işsiz kalınması halinde ise sadece bu yeni hak sahipliğinden doğan süre kadar işsizlik ödeneği ödenir.

    İşsizlik ödeneği alanların; işe alındığı tarihten önceki aydan başlayarak işe alan işyerine ait son altı aylık dönemde, prim ve hizmet belgelerinde bildirilen ortalama sigortalı sayısına ilave olarak işe alınması kaydıyla, 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinde sayılan ve 82 nci maddesi uyarınca belirlenen prime esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanan kısa vadeli sigorta primi tutarının yüzde biri olmak üzere işçi ve işveren payı sigorta primleri ile genel sağlık sigortası primi, kalan işsizlik ödeneği süresince Fondan karşılanır. Bu süre başlangıçta belirlenen toplam hak sahipliği süresinden düşülür. Söz konusu primlerin İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanabilmesi için işverenlerin çalıştırdıkları sigortalılarla ilgili olarak 5510 sayılı Kanun uyarınca aylık prim ve hizmet belgelerini yasal süresi içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumuna vermesi, varsa prime esas alt kazanç sınırı ile prime esas kazanç arasındaki fark ve kısa vadeli sigorta kollarına ilişkin prim tutarı farkı ile işsizlik sigortası primlerini Sosyal Güvenlik Kurumuna ödemiş olması şarttır.

    Bu maddede düzenlenen teşvik, 5510 sayılı Kanun kapsamında bulunanlarla aynı şartlarda olmak üzere 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesi kapsamındaki sandıkların statülerine tabi personeli için de uygulanır. Bu maddeyle düzenlenen destek unsurundan diğer ilgili mevzuat uyarınca ayrıca yararlanmakta olan işverenler; aynı dönem için ve mükerrer olarak bu destek unsurundan yararlanamaz. Bu durumda, işverenlerin tercihleri dikkate alınmak suretiyle uygulama, destek unsurlarından sadece biriyle sınırlı olarak yapılır. Ayrıca, işçinin, işten ayrıldığı işyerinde tekrar işe başlaması halinde bu teşvik hükümlerinden yararlanılamaz. Bu fıkrada düzenlenen teşvik, 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara ait işyerlerinde çalışmaya başlayanlar hakkında uygulanmaz.

    İşsizlik ödeneği ne şekilde hesaplanacak ve nasıl ödenecektir?

    İşsizlik sigortasının nasıl hesaplanacağı hakkında örneklerle konuyu açıklamak gerekirse şunları söyleyebiliriz.
    İşsizlik sigortasının ödenme süresi içinde ödenmesi gereken geçici işgöremezlik ödeneğinin miktarı işsizlik ödeneği miktarından fazla olamaz.
    İşsizlik maaşını hesaplamada da herkese aynı para ödenmeyeceğinin bilinmesi gerekmektedir. Yani her işsize aynı maaş ödenemeyecektir. Ne kadar işsizlik maaşı alacağınız işten ayrılmadan önceki aldığınız maaşınızla alakalıdır.

    Örnekle bu konuyu anlatmak gerekirse;

    Sigorta hizmet dökümünüzde görünen aldığınız net ücret son 4 ay 900 + 900 + 900 + 900 = 3600 TL son 4 ayda toplam aldığınız para varsayalım.

    Son 4 ayda yatırılan paranın günlüğünün bulunması gerekmektedir. Buna göre;
    3600 / (30 gün * 4 ay) = 30 TL günlük kazanç olacaktır.

    Ancak, bu paranın % 40?ın üzerinden işsizlik maaşı alacaksınız 30 * 0,40 = 12 TL

    Eğer son 3 yılda 600 gün priminiz varsa 180 gün (6 ay); 900 gününüz varsa 240 gün, 1080 gün ve fazlası ise 300 gün işsizlik maaşı alacaksınız.

    180 gün üzerinden hesaplama yapacak olursak;

    12 TL * 180 gün = 2.160 TL toplam işsizlik ödeneği almanız gerekmektedir.

    Aylık tutarı bulacak olursak 2.160 TL yi 6 aya bölersek
    2160 / 6 ay= 360 TL aylık işsizlik maaşını 6 ay süreyle alacaksınız.

    Alacağınız işsizlik ücreti ise asgari brüt ücretin %80 inden fazla olamayacaktır. 2012 yılında asgari ücretin 886,5 TL olması dikkate alındığında 886,5*0,80= 709,2 TL den fazla işsizlik ödeneği verilemeyecektir.

    İşsizlik ödeneğine hak kazanmanın şartları nelerdir?

    4447 sayılı Kanun uyarınca sigortalı sayılanlardan hizmet akitleri aşağıda belirtilen hallerden birisine dayalı olarak sona erenler, Türkiye İş Kurumuna süresi içinde (Sigortalı işsizin işten ayrıldığı tarihten itibaren 30 gün içinde İŞKUR’un ilgili birimine doğrudan veya elektronik ortamda başvurması) şahsen başvurarak yeni bir iş almaya hazır olduklarını kaydettirmeleri ve bu Kanunda yer alan prim ödeme koşullarını sağlamış olmaları kaydıyla işsizlik ödeneği almaya hak kazanırlar.

    1- 25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 13 üncü maddesi veya 20/4/1967 tarihli ve 854 sayılı Deniz İş Kanununun 16 ncı maddesi yada 13/6/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunun 6 ncı maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen bildirim önellerine uygun olarak hizmet akdi işveren tarafından sona erdirilmiş olmak.

    2- Hizmet akdi, süresi belli olsun veya olmasın sürenin bitiminden önce veya bildirim önelini beklemeksizin 1475 sayılı İş Kanununun 16 ncı maddesinin (I), (II) ve (III) numaralı bentlerine veya 854 sayılı Deniz İş Kanununun 14 üncü maddesinin (II) ve (III) numaralı bentlerine veya 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunun 7 nci maddesi ile 11 inci maddesinin birinci fıkrasına göre sigortalı tarafından feshedilmiş olmak.

    3- Hizmet akdi, süresi belli olsun veya olmasın süresinin bitiminden önce veya bildirim önelini beklemeksizin 1475 sayılı İş Kanununun 17 nci maddesinin (I) ve (III) numaralı bentlerine veya 854 sayılı Deniz İş Kanununun 14 üncü maddesinin (III) numaralı bendine veya 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunun 12 inci maddesinin birinci fıkrasına göre işveren tarafından feshedilmiş olmak.

    4- Hizmet akdinin belirli süreli olması halinde, bu sürenin bitimi nedeniyle işsiz kalmak, 854 sayılı Deniz İş Kanununun 7 nci maddesinin (II) numaralı bendinde belirtilen hizmet akdinin belirli bir sefer için yapılmış olması nedeniyle sefer sonunda işsiz kalmak.

    5- İşyerinin el değiştirmesi veya başkasına geçmesi, kapanması veya kapatılması, işin veya işyerinin niteliğinin değişmesi nedenleriyle işten çıkarılmış olmak, 854 sayılı Deniz İş Kanununun 14 üncü maddesinin (IV) numaralı bendindeki nedenlerle işsiz kalmak.

    6- 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 21 inci maddesi kapsamında işsiz kalmak.

    7- Yukarıdaki bentlerde belirtilen iş kanunları kapsamına girmeyen sigortalılardan hizmet akitleri, 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ile 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu kapsamında yapılmış olan toplu iş sözleşmeleri veya toplu iş sözleşmesi bulunmayan hallerde Borçlar Kanunu hükümleri doğrultusunda (1), (2), (3), (4) ve (5) inci maddelerdeki hükümlere paralel olarak sona ermiş olmak.
    Ancak, işsizlik ödeneğine hak kazanabilmek için hizmet akdinin başvuru sırasında grev, lokavt veya kanundan doğan ödevler nedeniyle askıya alınmamış olması gerekmektedir.

    İşsizlik ödeneği ödenmesinde hak düşürücü nedenler varmıdır?

    İşsizlik ödeneği almakta iken aşağıdaki şartlara uymayan işsizlerin ödenekleri kesilir.

    1- Kurumca teklif edilen mesleklerine uygun ve son çalıştıkları işin ücret ve çalışma koşullarına yakın ve ikamet edilen yerin belediye mücavir alanı sınırları içinde bir işi haklı bir nedene dayanmaksızın reddetmek.

    2- İşsizlik ödeneği aldığı sürede gelir getirici bir işte çalıştığı veya herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşundan yaşlılık aylığı aldığı tespit edilmek.

    3- Türkiye İş Kurumu tarafından önerilen meslek geliştirme, edindirme ve yetiştirme eğitimini haklı bir neden göstermeden reddeden veya kabul etmesine karşın devam etmemek.

    4- Haklı bir nedene dayanmaksızın Türkiye İş Kurumu tarafından yapılan çağrıları zamanında cevaplamayan, istenilen bilgi ve belgeleri öngörülen süre içinde vermemek.

    Ancak (3) ve (4) üncü maddelerde öngörülen ödeneklerin kesilme gerekçesinin ortadan kalkması halinde, işsizlik ödeneği ödenmesine yeniden başlanır. Şu kadarki bu suretle yapılacak ödemenin süresi başlangıçta belirlenmiş olan toplam hak sahipliği süresinin sonunu geçemez.

    Muvazzaf askerlik dışında herhangi bir nedenle silah altına alınanlarla hastalık ve analık nedeniyle geçici işgöremezlik ödeneği almaya hak kazanan sigortalı işsizlerin işsizlik ödeneklerinin ödenmesi bu durumların devamı süresince durdurulur.

    Kurumun müfettişleri ile sigorta müfettişleri, bu Kanunun uygulanması ile ilgili olarak Kurumlarının görev alanlarına giren hususlarda teftiş, kontrol ve denetleme yetkisini haizdirler. Ancak, işsizlik sigortası ödeneğinden faydalanırken aynı zamanda gelir getirici bir işte çalışan sigortalıların tespitinin yapılmasında, Sosyal Güvenlik Denetmenleri ve sosyal güvenlik kontrol memurları da görevlendirilebilir.

    Kaynak:sgkrehberi.com

  • GEÇİCİ VEYA BELİRLİ SÜRELİ İŞLERDE İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ HAKKINDA YÖNETMELİK

    23 Ağustos 2013 Tarihli Resmi Gazete

    Sayı: 28744

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından:

    GEÇİCİ VEYA BELİRLİ SÜRELİ İŞLERDE İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ HAKKINDA YÖNETMELİK

     

    BİRİNCİ BÖLÜM

    Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

    Amaç

    MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı, geçici veya belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışanların sağlık ve güvenlikleri bakımından işyerindeki diğer çalışanlarla aynı düzeyde korunmalarını sağlamaktır.

    Kapsam

    MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik, 20/6/2012 tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunukapsamına giren; belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması ya da belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi, sözleşme süresinin sona ermesinin objektif koşullara bağlı olduğu işlerde ve bu işlerde çalışanlara veya geçici iş ilişkisi kurulan işverene ait işyerinde geçici iş sözleşmesi ile çalışanlara uygulanır.

    Dayanak

    MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik;

    a) 6331 sayılı Kanunun 30 uncu maddesine dayanılarak,

    b) 25/6/1991 tarihli ve 91/383/EEC sayılı Avrupa Birliği Konsey Direktifine paralel olarak,

    hazırlanmıştır.

    Tanımlar

    MADDE 4 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;

    a) Geçici iş ilişkisi kurulan işveren: Herhangi bir işverenden geçici bir süre ile işçilerini kendi işyerinde mesleklerine uygun işlerde çalıştırmak üzere devralan işvereni,

    b) Özel sağlık gözetimi: Çalışanın kişisel sağlık durumu dikkate alınarak işin yürütümü dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere yönelik yapılan sağlık gözetimini,

    ifade eder.

    (2) Bu Yönetmelikte geçen kavramlardan işveren ve işyeri tanımı 6331 sayılı Kanunda; belirli süreli iş ve geçici işilişkisi tanımları ise 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununda tanımlandığı gibidir.

    İKİNCİ BÖLÜM

    Genel Hükümler

    Eşit davranma

    MADDE 5 – (1) İşveren, belirli süreli işlerde veya geçici süreli iş ilişkilerinde, özellikle kişisel koruyucu donanımlara erişim dâhil olmak üzere işyerinde çalışanların sağlık ve güvenliklerinin korunmasını içeren çalışma koşulları bakımından farklı uygulamalarda bulunamaz.

    Çalışanların bilgilendirilmesi

    MADDE 6 – (1) İşveren, belirli süreli işlerde veya geçici süreli iş ilişkilerinde 6331 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinde belirtilen bilgilendirme yükümlülüğü saklı kalmak kaydı ile çalışanlara;

    a) İşe başlamadan önce yapacakları işin ne olduğu ve bu işte karşılaşacakları riskler hakkında gerekli bilgilerin verilmesini sağlar.

    b) Özellikle yapılacak işin gerektirdiği mesleki bilgi, yetenek, tecrübe ve gerekli sağlık gözetiminin neler olduğu konusunda bilgi verilmesini sağlar. Ayrıca iş nedeniyle ortaya çıkabilecek ilave özel riskler açıkça belirtilir.

    Eğitim

    MADDE 7 – (1) 6331 sayılı Kanunun 17 nci maddesi hükmü ile birlikte işveren, belirli süreli veya geçici süreli işsözleşmeleri ile istihdam edeceği çalışanların bilgi ve tecrübelerini de dikkate alarak, yapacakları işin niteliğine uygun yeterli eğitim almalarını sağlar.

    Sağlık gözetimi

    MADDE 8 – (1) 6331 sayılı Kanunun 15 inci maddesine göre yapılacak sağlık gözetimlerinde aşağıdaki hususlara uyulacaktır:

    a) Sağlık ve güvenlik yönünden özel sağlık gözetimi gerektiren işlerde; işveren, belirli süreli veya geçici süreli işsözleşmeleri ile istihdam edeceği çalışanların, işin gerektirdiği özel sağlık gözetimine tabi tutulmalarını sağlar.

    b) Yukarıda (a) bendinde belirtilen özel sağlık gözetimi, işten kaynaklanan gereklilik devam ettiği sürece, çalışanın sözleşme süresinin sona ermesinden sonra da sürdürülür.

    İş sağlığı ve güvenliği hizmetleri

    MADDE 9 – (1) 6331 sayılı Kanunun 6 ncı maddesine göre işyerinde iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin yerine getirilmesi için görevlendirilen kişiler; belirli süreli veya geçici süreli iş sözleşmeleri ile istihdam edilecek çalışanlarla ilgili olarak geçici iş ilişkisi kurulan veya belirli süreli işi üstlenen işveren tarafından bilgilendirilir. Söz konusu çalışanların da diğer çalışanlarla birlikte sağlık ve güvenliklerinin sağlanması için gerekli çalışmalar yapılır.

    ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

    Özel Hükümler

    Geçici iş ilişkisinde bilgilendirme

    MADDE 10 – (1) Bu Yönetmeliğin 6 ncı maddesinde belirtilen hususlar ile birlikte;

    a) Geçici iş ilişkisi ile çalıştırılacaklarla ilgili olarak geçici iş ilişkisi kurulacak işveren diğer işverene, 6331 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hususlar ile yapılacak işin gerektirdiği mesleki bilgi, yetenek ve işin özellikleri hakkında gerekli bilgiyi verir. Bu bilgilerin sözleşmede yer almasını sağlar.

    b) Çalışanlarını geçici olarak devredecek işveren de aldığı bu bilgileri geçici iş ilişkisi ile çalıştırılacak çalışanlara verir.

    Geçici iş ilişkisinde sorumluluk

    MADDE 11 – (1) Çalışanlarını geçici olarak devreden işveren ile birlikte geçici iş ilişkisi kurulan işveren, yapılan iş süresince işin yapılması ile ilgili koşullardan sorumludur.

    (2) Birinci fıkranın uygulanması bakımından, işin yapılmasına ilişkin sorumluluk, iş sağlığı ve güvenliği ile iş hijyeni konuları ile sınırlıdır.

    DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

    Çeşitli ve Son Hükümler

    Hüküm bulunmayan haller

    MADDE 12 – (1) Bu Yönetmelikte belirtilen özel önlemler ile birlikte geçici veya belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan istihdam edilen işyerlerinde 6331 sayılı Kanun hükümleri de uygulanır.

    Daha uygun önlemlerin alınması

    MADDE 13 – (1) Bu Yönetmelik, belirli süreli veya geçici süreli iş ilişkisi ile istihdam edilen çalışanların sağlık ve güvenliklerinin korunması için daha uygun önlemlerin alınmasına ve uygulanmasına engel teşkil etmez.

    Yürürlükten kaldırılan yönetmelik

    MADDE 14 – (1) 15/5/2004 tarihli ve 25463 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Geçici veya Belirli Süreli İşlerde İş Sağlığı ve Güvenliği Hakkında Yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır.

    Yürürlük

    MADDE 15 – (1) Bu Yönetmeliğin;

    a) 9 uncu maddesi,

    1) 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa göre çalışan istihdam edilen ve 50 ve daha fazla çalışanın bulunduğu işyerlerindeki işler için yayımı tarihinde,

    2) Diğer işyerleri için 6331 sayılı Kanunun 38 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentleri ile eş zamanlı olarak,

    b) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,

    yürürlüğe girer.

    Yürütme

    MADDE 16 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yürütür.

  • Eksik Gün Bildiriminde Çalışan Sayısı 10 Kişi Olarak Belirlendi

    Eksik Gün Bildiriminde Çalışan Sayısı 10 Kişi Olarak Belirlendi
     

    4447 sayılı Kanun ile Mülga 506 sayılı SSK kanunda yapılan düzenleme de sigortalıların 30 günlük Hizmet süreleri,30 günden az gösterilmesi halinde sigortalının neden eksik çalıştığını gösteren belgelerin ilgili SSK Müdürlüğüne bir form ekinde verilmesi zorunlu hale getirilmişti.
    5510 sayılı Kanun da aynı uygulamaya devam edilmiştir.
    5510/86.Madde
    Ay içinde bazı işgünlerinde çalıştırılmadığı ve ücret ödenmediği beyan edilen sigortalıların, otuz günden az çalıştıklarını ispatlayan belgelerin işverence ilgili aya ait aylık prim ve hizmet belgesine eklenmesi şarttır.Kurumca belirlenen işyerlerinde bu şart aranmaz.
    Bu Konuda Yapılan Düzenleme:
    SSİY 102.Maddesinde 14.Fıkrasında düzenlemeye gidilmişti.
     Genel bütçeye dahil dairelerin, özel bütçeli idarelerin, döner sermayelerin, fonların, belediyelerin, il özel idarelerinin, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmelerin, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşların, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin %50’sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarının, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının ve üst kuruluşlarının, sendikaların, vakıfların, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu kapsamındaki kuruluşların işyerleri ve toplu iş sözleşmesi yapılan işyerleri ile 50  ve üzerinde sigortalının çalıştırıldığı aylara ilişkin özel sektör işyerlerinde eksik gün bildirim nedenlerinin aylık prim ve hizmet belgesinde belirtilmesi yeterlidir. Bu işyerleri için ayrıca eksik gün bildirim formu ile eki belgeler aranmaz.(16/06/2011 Tarihli RG.)
    17/04/2012 günü RG yayınlanan SSİY değişiklik ile;
    On dörduncü fıkrasında yer alan “50” sayısı “30” olarak değiştirilmiştir.
    21/08/2013 Tarihli RG SSİY yapılan değişiklik ile;
    10 ve üzerinde sigortalının çalıştırıldığı aylara ilişkin özel sektör işyerlerinde eksik gün bildirim nedenlerinin aylık prim ve hizmet belgesinde belirtilmesi yeterlidir. Bu işyerleri için ayrıca eksik gün bildirim formu ile eki belgeler aranmaz.
    Böylece  30 ifadesi 10 olduğundan , 10 kişi üzerinde sigortalının çalıştırıldığı aylara ilişkin özel sektör işyerlerinde eksik gün bildirim nedenlerinin aylık prim ve hizmet belgesinde belirtilmesi yeterlidir.
    10 İşçiden az işçi  çalıştıran İşyerleri  SSİY yer alan EK/10 belgesini düzenlemeleri gerekecektir.
    5510 sayılı Kanunun 86 ncı maddesinin 4 uncü ve 5 ınci fıkralarında yapılan düzenlemelere göre, aylık prim ve hizmet belgesi ile birlikte ay içinde (30) günden az çalışan veya eksik ücret ödenen sigortalıların aşağıdaki belgelerden durumlarına uygun olan/olanlar;
    1) İstirahatlı olduğunu gösteren resmi kuruluşlara ait sağlık tesisleri veya işyeri hekimlerince düzenlenmiş hekim raporu,
    2) Ücretsiz izinli olduğunu kanıtlayan izin belgesi,
    3) Disiplin cezası uygulaması, gözaltına alınması, tutukluluk haline ilişkin belgeler,
    4) Kısmi süreli çalışmalara ait yazılı iş sözleşmesi,
    5) En az işveren tarafından imzalanmış puantaj kayıtları,
    6) Grev, lokavt, genel hayatı etkileyen olaylar, doğal afetler nedeniyle işyerinde faaliyetin durdurulduğunu veya işe ara verildiğini gösteren ilgili resmi makamlardan alınan yazı örneği,
    bu formun ekinde ilgili üniteye verilir veya acele posta servisi (APS), iadeli taahhütlü ya da taahhütlü olarak gönderilir.
    Yasal süresi dışında verilen söz konusu belgelerden geriye yönelik olarak her zaman düzenlenebilir nitelikte olanlar işleme konulmaz.
    Yukarıda sayılan durumların dışındaki (30) günden az çalışılan sürelere ait geçerli belgeleri belirlemeye Kurum yetkilidir.
     “Ay içinde bazı iş günlerinde çalıştırılmayan ve çalıştırılmadığı günler için ücret de ödenmeyen sigortalıların eksik çalışma nedenlerinin aylık prim ve hizmet belgesine kaydedilmesi gerekmektedir.Sigortalının eksik çalışma nedenleri Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 9 nolu ekinde yer alan aylık prim ve hizmet belgesinin arka sayfasında açıklanmış olup,
    01- İstirahat 12- Birden fazla
    03- Disiplin cezası 13- Diğer
    04- Gözaltına alınma 15- Devamsızlık
    05- Tutukluluk 16- Fesih tarihinde çalışmamış
    06- Kısmi istihdam 17- Ev hizmetlerinde 30 günden az çalışma
    07- Puantaj kayıtları 18- Kısa çalışma ödeneği
    08- Grev 19- Ücretsiz doğum izni
    09- Lokavt 20- Ücretsiz yol izni
    10- Genel hayatı etkileyen olaylar 21- Diğer ücretsiz izin
    11- Doğal afet 22- 5434 SK ek 76, gm 192
    Belgeler Ne Zaman Verilecektir?
    Ay içinde bazı iş günlerinde çalıştırılmadığı ve ücret ödenmediği beyan edilen sigortalıların eksik çalıştıklarını ispatlayan belgelerin Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 10 nolu ekinde yer alan belge ile aylık prim ve hizmet belgesinin verilmesi gereken süre içinde işyerinin bağlı bulunduğu Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne yada Sosyal Güvenlik Merkezine elden verilmesi veya aynı süre içinde posta ile gönderilmesi gerekmektedir.
    Zamanında Verilmeyen Belgeler yada SGK Geçerli Sayılmayan Belgelerde Yaptırım Nedir?
    Sigortalıların otuz günden az çalıştığını gösteren bilgi ve belgelerin SGK verilmemesi veya verilen bilgi ve belgelerin SGK’ca geçerli sayılmaması halinde, otuz günden az bildirilen sürelere ait primler, SGK’ca re‘sen tahakkuk ettirilerek tahsil edilecektir.
    5510 sayılı Kanunun bu hükmüne istinaden, eksik gün nedenlerine ilişkin bilgi ve belgelerin SGK verilmemesi veya verilmesine rağmen SGK’ca geçerli sayılmaması halinde;
    1.)İşveren yada aracılardan eksik bildirilen günlere ilişkin ek nitelikteki aylık prim ve hizmet belgelerininbir aylık süre içinde verilmesi,
    2.)7201 sayılı Kanuna göre tebliğ edilecek yazı ile istenilecek, ek nitelikteki aylık prim ve hizmet belgelerinin söz konusu yazının tebliğinden itibaren bir aylık süre içinde verilmemesi halinde, bahse konu prim belgeleri ilgili SGK Ünitece re‘sen düzenlenerek, tahakkuk eden primler yine 7201 sayılı Kanuna göre tebliğ edilecek bir  yazı  eki ile işveren yada aracılara bildirilecektir.
    Eksik gün nedenlerine ilişkin bilgi ve belgelerin ;
    A)SGK verilmemesi ,
    B)SGK’ca  geçerli sayılmaması halinde,
    7201 sayılı Kanuna göre tebliğ edilecek yazı eki  ile işveren yada aracılardan eksik gün nedenlerine ilişkin bilgi ve belge değil, sigortalıların eksik bildirilen sürelerine ilişkin ek nitelikteki aylık pim ve hizmet belgelerinin verilmesi istenilecektir.
    Eksik bildirilen günlere ilişkin ek nitelikteki aylık prim ve hizmet belgelerinin SGK’na verilmesine ilişkin yapılan tebligat üzerine, işveren yada aracılarca, ek nitelikte aylık prim ve hizmet belgesi yerine, söz konusu belgede kayıtlı sigortalıların eksik çalışma nedenlerine ilişkin her zaman düzenlenebilir nitelikte olmayan belge ibraz edilmesi halinde (belgelerin noter tasdikli veya resmi nitelikte olması kaydıyla), söz konusu belgelere de itibar edilecektir.
    Eksik gün nedenlerine ilişkin bilgi ve belgeleri SGK vermeyen veya vermelerine rağmen SGK’ca geçerli sayılmayan işveren yada aracılara gönderilecek olan tebligatlarda, ek nitelikteki aylık prim ve hizmet belgelerinin hangi sigortalılar için düzenlenmesi gerektiği, prim ödeme gün sayısı ve prime esas kazanç tutarı da belirtilecektir.
    İşveren yada aracılardan istenilecek olan ek nitelikteki aylık prim ve hizmet belgesindeki prime esas kazanç tutarının ne kadar olacağı, sigortalının ilgili ayda daha önce SGK  bildirilmiş olan prime esas kazanç tutarının, prim ödeme gün sayısına bölünmesi suretiyle bulunan günlük kazanç tutarının eksik bildirilen gün sayısı ile çarpılması suretiyle hesaplanacaktır.


    VEDAT İLKİ / ALİTEZEL.COM

  • Genç Girişimciler İçin Vergi Teşviki

    Tayfun ERCAN
    tayfun.ercan@tr.pwc.com
    Gelir Vergisi Kanunu tasarısı, 12.06.2013 tarihi itibariyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sevk edilmiş ve yürürlük tarihi olarak 01.01.2014 yılı öngorülmüştür. Tasarı ile gelir ve kazançlar üzerinden alınan vergileri düzenleme altına alan Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanunu birleştirilmiş ve maddelerin basit ve kolay anlaşılabilir olmasına özen gösterilmiştir.
    Tasarıda, yatırımın, üretimin ve istihdamın teşvik edilmesi için öngorülen düzenlemelerden birisi de, tasarının 83’uncü maddesinin ilk fıkrasıdır. Bu düzenlemeyle, ticari, zirai ve mesleki faaliyeti sebebiyle ilk defa gelir vergisine tabi olan yirmi dokuz yaşını doldurmamış tam mükellef gerçek kişiler için bir vergisel avantaj sağlanmaktadır. Buna göre, kazancın asgari ücretin yıllık tutarına isabet eden kısmı vergilendirilmemektedir.
    Vergi indiriminden yararlanma koşulları
    Söz konusu vergi indiriminden yararlanılması için gerekli koşulları aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz.
    – Tam mükellef olan gerçek kişi, mükellefiyet başlangıç tarihi itibariyle yirmi dokuz yaşını doldurmamış olmalıdır.
    – Vergi indiriminin kapsamına dahil olan gelir unsurları; ticari faaliyet, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyetinden elde edilen kazançlar olup söz konusu faaliyetler sebebiyle ilk defa gelir vergisine tabi olunmalıdır.
    – İşe başlamanın, kanuni süre içinde bildirilmesi gerekir.
    – Mükellefin kendisi, işinde bilfiil çalışmalı veya bulunmalıdır.
    – Sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlememiş olmalıdır. Bu yönde bir tespitin bulunması durumunda, ilgili vergilendirme döneminde indirim uygulaması dolayısıyla ödenmeyen vergiler vergi ziyaı cezası uygulanarak gecikme faizi ile birlikte tahsil edilecektir.
    – Faaliyetlerine devam eden bir işletme, eş ve üçuncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan ve kayın hısımlarından devralınmamalıdır.
    – Faaliyetin adi ortaklık ya da şahıs şirketleri vasıtasıyla yürütülmesi durumunda tüm ortakların maddedeki şartları taşıması gerekir.
    Süre sınırı ve uygulama isteğe bağlıdır
    Tasarıya göre, genç girişimciler, faaliyete başladıkları vergilendirme dönemi dahil olmak üzere üç vergilendirme dönemi süresince vergi indiriminden yararlanabilir. Ancak, süre sınırı ve uygulama isteğe bağlı bir uygulamadır. Yani, mükellefler talep etmeleri durumunda vergi indirimi uygulamasından faydalanabilecektir. Bu vergisel kolaylıktan yararlanılması diğer indirimlerden yararlanılmasına mani değildir. Bu düzenlemeden yararlanmak isteyen mükelleflerin talebi üzerine, faaliyete başladıkları vergilendirme döneminden itibaren üç vergilendirme dönemi süresince elde ettiği kazançlarının asgari ücretin yıllık tutarına denk gelen kısmının vergi tarifesinin ilk dilimine uygulanan oran ile çarpılmasıyla bulunan tutar, bu mükelleflerin kazançları üzerinden hesaplanan vergiden mahsup edilecektir. Mahsup edilecek kısmın fazla olması durumunda ise iade yapılmayacaktır.
    Sonuç
    Gelir Vergisi Kanunu tasarısında, girişimciliğin teşvik edilmesi önemli bir yenilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Vergi indiriminin nasıl uygulanacağı söz konusu maddenin yasalaşması durumunda yayınlanacak tebliğlerle açıklanacaktır.

    DÜNYA

  • SGK Kulüpleri Uyardı

    SGK Kulüpleri Uyardı: Futbolcuyu Asgari Ücretli Gösterme
     

    Milyonluk oyuncular için ne kadar prim ödenmesi gerekiyor?

    Ahmet KIVANÇ / ANKARA

    Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), milyon dolarlık ücret alan futbolcuların priminin dahi asgari ücret üzerinden ödendiğinin tespit edilmesi üzerine spor kulüplerine yazı göndererek uyarıda bulundu. “Oldukça yüksek ücretler aldığı bilinen sporculara ilişkin kazançların Kuruma eksik bildirildiğinin anlaşıldığı” belirtilen yazıda, ödenmeyen prim borçlarından, kulüp yönetim kurulu üyeleri dahil üst düzey yöneticilerin tüm malvarlıklarıyla sorumlu olacakları belirtildi.

    Geçen yıl spor kulüpleriyle toplantılar yaparak sporcuların primlerinin gerçek değer üzerinden gösterilmesi konusunda uyarıda bulunan SGK, bazı kulüplerin hala primleri düşük göstermesi üzerine harekete geçti. SGK Başkanı Yadigar Gökalp İlhan’ın imzasıyla spor kulüplerine uyarı yazısı gönderildi. Kulüpte çalıştırılan kişilerle birlikte sporcu ve antrenörlerin sigortalı olması gerektiği vurgulanan yazıda, yabancı sporcuların da sigortalı olmaları gerektiği belirtildi.

    “Yapılan incelemelerde bazı spor kulüpleri tarafından, oldukça yüksek ücretler aldığı bilinen sporculara ilişkin prime esas kazançlarının Kuruma eksik bildirildiği anlaşılmıştır” denilen yazıda, bu kulüplerde inceleme yapılacağı ifade edildi. İnceleme sonucunda gerekli belgeler ile banka hesap hareketlerinin ve diğer kurum ve kuruluşlardan alınan bilgi – belgelerin de incelenmesi sonucu, bildirimlerin gerçekte ödenen ücret düzeyinden yapılmadığının tespiti halinde, gerekli idari yaptırımlar uygulanacağı belirtildi.

    YÖNETİCİLER MALVARLIKLARIYLA SORUMLU
    Yazıda, spor kulübü ister dernek ister anonim şirket statüsünde faaliyet göstersin, ödenmeyen primlerden tüm yöneticilerin sorumlu olduğu kaydedildi. Borçlu spor kulüplerinin yönetim kurulu üyeleri dahil üst düzey yöneticilerinin, kendi dönemlerinde oluşan borçlardan şirket veya dernek tüzel kişiliği ile birlikte tüm malvarlıklarıyla müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları vurgulandı.Yazıda, prime esas kazancın hesabında ücretin yanı sıra prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaktan o ay içinde yapılan ödemelerin; kulüpler tarafından özel sağlık sigortalarına ve bireysel emeklilik sistemine ödenen tutarların dikkate alınması gerektiği belirtildi.SGK yetkilileri, yüksek kazanç elde eden sporcular için sosyal güvenlik priminin brüt asgari ücretin 6.5 katı olan 6 bin 640 lira üzerinden ödeme yapılması gerektiğini ifade ettiler. Bu rakam üzerinden hesaplandığında yüzde 32.5’luk kesinti üzerinden ödenecek prim 2.158 lira oluyor.SGK ayrıca, sosyal güvenlik primi borcu bulunan spor kulüplerine de yazı gönderdi. 2011 yılında spor kulüplerine borçlarını 7 yıl içinde ödeme kolaylığı getirildiği ancak buna rağmen borçlarını ödemedikleri kaydedilen yazıda, şimdi başvurmaları halinde 36 aya kadar taksitle ödeme imkanı bulunduğu vurgulandı. Aksi takdirde bu borçlar için de spor kulüplerinin yöneticilerinin sorumlu tutulacağı belirtildi.

    Borcu bulunan spor kulüpleri

    Karşıyaka Gençlik Kulübü: 1.8 milyon TL, Kocaeli Spor: 1.4 milyon TL, Sakarya Spor: 1.3 milyon TL, Beykoz Spor: 1.1 milyon TL, Bozüyük Spor: 1.1 milyon TL, Göztepe: 0.9 milyon TL, Altay Spor: 0.9 milyon, Adanaspor: 0.9 milyon TL, Malatya Spor: 0.8 milyon TL, Diyarbakır Spor: 0.8 milyon TL, Kepez Belediye Spor: 0.7 milyon TL : Tarsus İdman Yurdu: 0.7 milyon, Akçaabat Spor: 0.6 milyon TL.

    HABERTÜRK