Kategori: Vergi Mevzuatı

  • 2015-2016 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILINDA ÖZEL OKULLARDA ÖĞRENİM GÖRECEK ÖĞRENCİLER İÇİN EĞİTİM VE ÖĞRETİM DESTEĞİ VERİLMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ

    25 Temmuz 2015 Tarihli Resmi Gazete

    Sayı: 29425

    Maliye Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığından:

    2015-2016 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILINDA ÖZEL OKULLARDA ÖĞRENİM GÖRECEK ÖĞRENCİLER İÇİN EĞİTİM VE ÖĞRETİM DESTEĞİ VERİLMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ

    Bilindiği üzere, 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Ek 1 inci maddesinin ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve sekizinci fıkralarında;

    “Bu Kanun kapsamında örgün eğitim yapan özel ilkokul, özel ortaokul ve özel liselerde öğrenim gören Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı öğrenciler için, resmî okullarda öğrenim gören bir öğrencinin okul türüne göre her kademede okulun öğrenim süresini aşmamak üzere, eğitim ve öğretim desteği verilebilir. Bu fıkra kapsamındaki eğitim ve öğretim desteğinden özel okul öncesi eğitim kurumlarından eğitim alanlar da, 48-66 ay arasında olmak şartıyla en fazla bir eğitim-öğretim yılı süresince yararlandırılabilir.

    Eğitim ve öğretim desteği, Bakanlıkça eğitim kademelerine göre her bir derslik için belirlenen asgari öğrenci sayısının üzerinde ve her hâlükârda derslik başına belirlenen azami öğrenci sayısını geçmemek üzere verilebilir. Eğitim ve öğretim desteği verilecek toplam öğrenci sayısı her yıl Maliye Bakanlığı ve Bakanlıkça müştereken belirlenir.

    Eğitim ve öğretim desteği; yörenin kalkınmada öncelik derecesi ve gelişmişlik durumu, öğrencinin ailesinin gelir düzeyi, eğitim bölgesinin öğrenci sayısı, desteklenen öğrenci ve öğrencinin gideceği okulun başarı seviyeleri ile öncelikli öğrenciler gibi ölçütler ayrı ayrı veya birlikte dikkate alınarak verilebilir.

    Söz konusu eğitim öğretim hizmetini sunan veya yararlananların, gerçek dışı beyanda bulunmak suretiyle fazladan ödemeye sebebiyet vermeleri durumunda bu tutarların, ödemenin yapıldığı tarihten itibaren 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesine göre hesaplanacak gecikme zammı ile birlikte bir ay içinde ödenmesi, yapılacak tebligatla sebebiyet verenlerden istenir. Bu süre içinde ödenmemesi hâlinde bu tutarlar, anılan Kanun hükümlerine göre Maliye Bakanlığına bağlı vergi daireleri tarafından takip ve tahsil edilir. Bu fiillerin tekrarı hâlinde, ayrıca kurum açma izinleri iptal edilir.

    Bu madde kapsamında Bakanlıkta istihdam edileceklerde aranacak şartlar, eğitim ve öğretim desteğinin verilmesine ilişkin ölçütler, desteğin verileceği eğitim kurumu türleri, eğitim kademeleri ve kurumlar itibarıyla verilecek destek tutarları, eğitim ve öğretim desteğinin kontrol ve denetimi ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ve Bakanlıkça müştereken hazırlanan yönetmelikle belirlenir.” hükümleri yer almaktadır.

    Diğer taraftan 5580 sayılı Kanun hükümleri doğrultusunda; 23/10/2012 tarihli ve 28450 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğinin Ek 2 nci maddesinin birinci fıkrasında “Kanunun Ek-1 inci maddesine göre her yıl Temmuz ayında Maliye Bakanlığı ile müştereken hazırlanacak olan tebliğde illere göre belirlenen sayıdaki öğrenciler için Ek-10’da yer alan okul türleri ve gruplarına göre eğitim ve öğretim desteği verilebilir. Tebliğde; her bir öğrenci için verilebilecek eğitim öğretim desteği tutarı resmi okullarda öğrenim görecek bir öğrencinin okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve liselerde Devlete maliyetinin bir buçuk katını geçmemek üzere, bir önceki yılın verileri esas alınarak belirlenir.”

    hükmüne yer verilmiştir.

    Bu kapsamda, eğitim ve öğretim desteği verilecek okul kademe ve türleri, destek tutarları, öğrenci sayısı ve bunlara ilişkin diğer hususlar aşağıda belirtilmiştir.

    1 – 2015-2016 eğitim ve öğretim yılında, 5580 sayılı Kanun kapsamında açılan özel okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim okul türlerinde öğrenim görecek öğrencilere verilecek eğitim ve öğretim desteği tutarları ile ilk defa destek verilecek öğrenci sayıları aşağıdaki Tablo-1’de yer almaktadır.

    image002

    2- 2015-2016 eğitim ve öğretim yılında, yukarıdaki Tablo-1’de sayılan okul kademe ve türleri için önceki yıllarda destek verilen öğrenci sayısı dâhil toplam 350 bin öğrenciye eğitim ve öğretim desteği verilecektir.

    3- İllere göre eğitim ve öğretim desteği verilecek okul kademe ve türleri, öğrenci sayısı, öğrenci ve okul seçilmesine ilişkin ölçütler ile diğer ilgili hususlar Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanacak kılavuzda belirtilecektir.

    4- Sosyo-ekonomik gelişmişlik seviyelerine göre eğitim ve öğretim desteği verilecek öğrencilerin illere dağıtımında aşağıdaki tabloda yer alan katsayılar kullanılacaktır. 

    image004

    5- Okul öncesi eğitime devam eden öğrencilerden 48-66 ay yaş grubunda olanlar eğitim öğretim desteğinden yararlanabilir.

    6- İllere okul türlerine göre ayrılan öğrenci kontenjanından az talep gelmesi durumunda, Millî Eğitim Bakanlığı boş kalan kontenjanları aynı okul türünden talebin fazla olduğu illerde kullanabilir.

    7- Eğitim öğretim desteği, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesine bu amaçla konulan ödenekten karşılanır. Ödemeye ilişkin usulleri belirlemeye Millî Eğitim Bakanlığı yetkilidir.

    8- Bu Tebliğde yer almayan hususlarda düzenleme yapmaya ve uygulamada ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye Maliye Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığı yetkilidir.

    9- Maliye Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığı tarafından müştereken hazırlanan bu Tebliğ, 2015-2016 eğitim ve öğretim yılı için geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

    10- Bu Tebliğ hükümleri Maliye Bakanı ve Millî Eğitim Bakanı tarafından yürütülür.

    Tebliğ olunur.

  • Devam eden inşaatta tapu senedi ile yapılan arsa paylı daire satışlarında faturanın ne zaman düzenleneceği hk.

    Devam eden inşaatta tapu senedi ile yapılan arsa paylı daire satışlarında faturanın ne zaman düzenleneceği hk.

    Tarih13/04/2011
    SayıB.07.1.GİB.4.06.18.02-32231-7875–228
    Kapsam

    T.C.

    GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

    ANKARA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

    (Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü)

    Sayı:B.07.1.GİB.4.06.18.02-32231-7875–228

    13/04/2011

    Konu:Devam eden inşaatta tapu senedi ile yapılan arsa paylı daire satışlarında faturanın ne zaman düzenleneceği hk.

    İlgi dilekçenizde; … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi numaralı mükellefi olarak yap-sat işi ile iştigal ettiğiniz belirtilerek, devam eden inşaatınızda tapu senedi ile yapılan daire satışlarınız için faturanın tapu tarihinde mi yoksa daire tesliminde mi ya da iskanın alınması durumunda mı düzenlenmesi gerektiği hususunda Başkanlığımızdan görüş verilmesi talep edilmiştir.

    Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun;

    1/1 inci maddesinde, Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV ye tabi olduğu,

    2/1 inci maddesinde, teslimin, bir mal üzerindeki tasarruf hakkının malik veya onun adına hareket edenlerce, alıcı veya adına hareket edenlere devredilmesi olduğu,

    10/a maddesinde, mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması ile 10/b maddesinde, malın tesliminden veya hizmetin yapılmasından önce fatura veya benzeri belgeler verilmesi hallerinde, bu belgelerde gösterilen miktarla sınırlı olmak üzere fatura veya benzeri belgelerin düzenlenmesi anında vergiyi doğuran olayın meydana geldiği

    hükme bağlanmıştır.

    Gayrimenkul satışlarında mülkiyetin devri esas itibariyle gayrimenkulün tapuda alıcı adına tescil edilmesi ile gerçekleşmektedir. Tapuda alıcı adına tescil yapılmadan önce gayrimenkulün alıcının fiili kullanımına bırakılması ve alıcı tarafından malik gibi kullanılmaya başlanılması halinde, KDV açısından vergiyi doğuran olay gayrimenkulün kullanıma bırakılması anında meydana gelecektir.

    Gayrimenkulün tapuda alıcı adına tescili veya fiili kullanımına bırakılmasından önce fatura veya benzeri belge düzenlenmesi halinde bu belgede gösterilen bedel üzerinden KDV hesaplanması gerekmektedir.

    Buna göre;

    1. Konutların inşaatı devam ettiği sürece vergiyi doğuran olay meydana gelmeyeceğinden KDV hesaplanmayacaktır. Ancak konutlar tamamlanmadan önce kat mülkiyetine geçilmiş ise, mülkiyet devri tapuda tescil suretiyle gerçekleştiğinden, tapuya tescil anında vergiyi doğuran olay meydana gelecek ve KDV hesaplanacaktır.

    2. Konutların fiilen kullanılmaya başlanması halinde, fiilen kullanıma başlandığı tarihte vergiyi doğuran olay meydana geldiğinden bu tarih itibariyle KDV hesaplanacaktır.

    3. Tapuda tescil veya fiili kullanımdan önce herhangi bir tarihte fatura veya benzeri bir belge düzenlenmesi halinde, belgede yer alan tutarla sınırlı olmak üzere belgenin düzenlendiği tarihte vergiyi doğuran olayın gerçekleşecek ve bu tarihte KDV hesaplanacaktır.

    Öte yandan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 229 uncu maddesinde; fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olarak tanımlanmıştır. Kanun’un 231 inci maddesinin 5 numaralı bendinde de; faturanın malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami 7 gün içinde düzenleneceği, bu süre içerisinde düzenlenmemiş olan faturaların hiç düzenlenmemiş sayılacağı, 232 nci maddesinde ise, birinci ve ikinci sınıf tüccarlarla, kazancı basit usulde tespit edilenler ve defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerin sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek, satın aldıkları emtia ve hizmetler için de fatura istemek ve almak zorunda oldukları hükme bağlanmıştır.

    Buna göre, konutlar fiilen tamamlanmadan önce kat mülkiyetine geçilmesi halinde mülkiyetin devri tapuda tescil suretiyle gerçekleştiğinden satışa ilişkin faturanın tapuya tescil tarihinden itibaren yedi gün içinde düzenlenmesi; konutların fiilen kullanılmaya başlanması durumunda ise, fiilen kullanıma başlandığı tarihten itibaren yedi gün içinde faturanın düzenlenmesi gerekmektedir.

    Bilgi edinilmesini rica ederim.

    Vergi Dairesi Başkanı a.

    Grup Müdürü V.

  • Gayrimenkul satıp bir taşla 13 kuş vurmanın yolu

    Gayrimenkul satıp bir taşla 13 kuş vurmanın yolu

    Sat ve Geri Kirala Nedir?

    Şirketlerin aktiflerindeki bina ve makineleri leasing şirketine satıp tekrar kiralanması işlemidir.

    Avantajları

    İşletme sermayesi açığı olan şirketler satış bedelini leasing şirketinden peşin olarak tahsil etmek suretiyle bilançolarını likit hale getirip, ortaya çıkan fonu işlerine kanalize edebilirler. Leasing şirketine geri ödemeler uzun vadeye yayılmış finansal kira bedelleri şeklinde olacaktır. Gayrimenkul işlemlerinde işlem başında gayrimenkulun leasing şirketi tarafından satın alınması sırasında alınacak tapu harcı binde 4.55 olarak belirlenmiştir. ( Sat geri kirala olmayan gayrimenkul işlemlerinde hem leasing şirketi tarafından alımda hem de kiracıya devirde binde 40 oranında tapu hacı ödenmektedir.)
    Gayrimenkul işlemlerinde süre sonunda kiracıya devir sırasında ise tapu harcı ödenmeyecektir.

    Sat ve Geri kiralama İşlemlerinde Gayrimenkul Vergi İstisnaları

    Kurumlar Vergisi (KV) İstisnası

    Finansal kiralama şirketlerine satışı (Sat ve Geri Kirala) ve varlık kiralama ile finansal kiralama şirketlerince taşınmazın devralındığı kuruma satışından doğan kazançların tamamı (% 100), bu taşınmazlar için en az iki tam yıl süreyle aktifte bulunma şartı aranmaksızın Kurumlar Vergisinden istisnadır.
    İşlemin % 100 Kurumlar Vergisinden istisna olabilmesi için;

    1. 6361 sayılı Finansal Kiralama Kanunu çerçevesinde yapılmış bir finansal kiralama sözleşmesi olması,
    2. Aynı kanun kapsamında işlemin, geri kiralama amacıyla ve sözleşme sonunda geri alınması şartıyla, finansal kiralama şirketlerine satışının yapılması,
    3. Sözleşme konusu ekipmanın gayrimenkul olması,
    4. Satış bedelinin satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesi,
    5. Satış kazancının, satışın yapıldığı yılı izleyen 5 yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulması,
    6. Satış kazancının, 5 yıl içinde sermayeye ilave olarak kullanılması gerekmektedir.
    7. Menkul kıymet, taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumlar bu istisna kapsamında değildir.

    Katma Değer Vergisi (KDV) İstisnası

    Finansal kiralama şirketlerince bizzat kiracıdan satın alınıp geriye kiralanan taşınmazlara uygulanmak üzere ve kiralamaya konu taşınmazın mülkiyetinin sözleşme süresi sonunda kiracıya devredilecek olması koşulu ile kiralanmaya konu taşınmazların
    1. Kiralayana satılması,
    2. Satan kişilere kiralanması,
    3. Devri,
    Katma Değer Vergisinden istisnadır.

    Gayrimenkul satıp bir taşla 13 kuş vurmanın yolu

    Ofis, dükkân, otel, fabrika binası, arsa, arazi, şirket binası ve depo gibi üzerinde (aktifinde) kayıtlı gayrimenkulü olanlar ‘bir taşla 13 kuş’ vuruyorlar.

    Düşük bedelle gözüken gayrimenkulü, yüksek fiyata satıp ortaya çıkan kazançtan, kurumlar vergisi ödemiyorlar, KDV de yok. Böylece finansman sorununu çözüyorlar.

    “BÖYLE bir yol var mı?” demeyin var!.. Düşük bedelle gözüken gayrimenkulü, yüksek fiyata satıyorsunuz ve ortaya çıkan kazançtan, kurumlar vergisi ödemiyorsunuz. KDV de yok. Finansman sorununu çözüyorsunuz. Sattığınız gayrimenkulü belli bir süre ile kiralıyorsunuz. Kira süresi bitince, gayrimenkul yüksek bir bedelle ama ödeme yapmadan, şirketinize devrediliyor. Bu aşamada tapu harcı da ödenmiyor.
    Daha neler neler..

    SATIŞIN DAYANILMAZ CAZİBESİ

    Ofis, dükkân, otel, fabrika binası, arsa, arazi, şirket binası ve depo gibi üzerinde (aktifinde)kayıtlı gayrimenkulü olan ve özellikle “nakit ihtiyacı” bulunan ve “bankalardan kredi almakta zorlanan” şirketler, bu uygulamadan yararlanarak “bir taşla 12-13 kuş” vurabilirler.
    Örneğin, işini büyütmek isteyen ya da nakde ihtiyacı olan bir KOBİ, aktifinde 500 bin liraya kayıtlı ama piyasa değeri 10 milyon lira olan binasını;
    1- Bir leasing şirketine 10 milyon liraya satar.
    2- 10 milyon lirayı tahsil edip, finansman sorununu çözer.
    3- Satıştan doğan kazanç Kurumlar Vergisine tabi olmaz.
    4- Satış işlemi KDV’den de istisna tutulur.
    5- Satış işleminde, binde 20 yerine binde 4.55 “tapu harcı” alınır.
    6- Satışın ardından, leasing şirketi ile sözleşme yaparak, sattığı binayı kiralar.
    7-.Ödediği faizleri defterine masraf yazar.
    8- Kira ödemesi KDV’den istisna tutulur.
    9- Bilançosunda duran varlıklar 500 bin lira azalırken, dönen varlıklar 10 milyon lira artmış olur.
    10- Bu tablo, kamu ihalelerinde   şirketin rasyolarını olumlu etkiler.
    11- Kiralama süresinin bitiminde, binayı geri alır. O aşamada para da ödemez.
    12- Binanın geri alımı da KDV’den istisna.
    13- Binayı şirket üzerine alırken “tapu harcı” da ödemez.

    KURUMLAR VERGİSİ İSTİSNASI

    Şirketlerin leasing şirketine gayrimenkulleri satmasından doğan kazancın, tamamının kurumlar vergisinden istisna edilmesi için gayrimenkulün “en az iki tam yıl süreyle” şirket aktifte bulunma
    koşulu aranmaz (Bkz. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5/(1)-e maddesinin 6495 sayılı Kanun’un 42.maddesiyle değişen şekli).
    Yapılan son değişiklikle, gayrimenkulün iki yıl elde bulundurulmasına bağlı yüzde 75 oranındaki kurumlar vergisi istisnası, iki yıl koşulu aranmadan yüzde 100 istisnaya dönüştürülmüştür.

    KDV İSTİSNASI

    Leasing şirketine satılan gayrimenkul, süre koşulu aranmaksızın, KDV’den de istisna olacak. Leasing şirketinin söz konusu gayrimenkulü kiraya vermesi karşılığında aldığı kira bedeli ve gayrimenkulü kiracıya geri satışı da KDV’den istisna tutulacak (Bkz. KDV Kanunu Md.17/4-y).
    KDV istisnasının uygulanabilmesi için gayrimenkulün, finansal kiralama şirketlerince bizzat kiracıdan satın alınıp, geriye kiralanması ve kiralamaya konu gayrimenkulün mülkiyetinin, sözleşme süresi sonunda kiracıya devredilecek olması koşulları aranıyor.
    Görüldüğü gibi, özellikle finansman ihtiyacı olan ya da gayrimenkulü “düşük değerle kayıtlı”olan ve bunu “güncel değerine” yükseltemeyen şirketler için “sat, kirala ve geri al” yöntemi son derece avantajlı.

    Kaynak:Hurriyet.com.tr

  • Sat – Geri Kirala İşlemi ile Sağlanan Vergisel Avantajlar

    Sat – Geri Kirala İşlemi ile Sağlanan Vergisel Avantajlar

    Sat – Geri Kirala İşlemi ile Sağlanan Vergisel Avantajlar  

     

    1. Giriş

    6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu’nda yapılan düzenlemeler ve 6495 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile getirilen değişiklikler neticesinde “Sat ve Geri Kirala” işlemi beraberinde vergisel avantajlar getirerek daha geniş uygulama alanı bulmuş durumdadır.

    Mülga 3226 Finansal Kiralama Kanunu’nda yer alan “sözleşme” tanımının sat ve geri kirala işlemi için net olmaması nedeniyle bu işlem firmalarca çok tercih edilmemekte idi. Ancak, 6361 Sayılı Kanunu’nda finansal kiralama sözleşmesi;

    kiralayanın, kiracının talebi ve seçimi üzerine üçüncü bir kişiden veya bizzat kiracıdan satın aldığı veya başka suretle temin ettiği veya daha önce mülkiyetine geçirmiş bulunduğu bir malın zilyetliğini, her türlü faydayı sağlamak üzere kira bedeli karşılığında, kiracıya bırakmasını öngören sözleşmedir.”

    şeklinde yeniden tanımlanarak; kiralamaya konu olan malın bizzat kiracıdan temin edilmesi durumunda da kiralama işleminin ilgili Kanun kapsamında yapılan finansal kiralama işlemi sayılacağı netlik kazanmıştır.

    Finansal Kiralama Kanunu’ndaki düzenleme sonrasında, geçtiğimiz yıl vergi mevzuatında yapılan değişiklikler ile sat ve geri kirala işlemi için vergisel avantajlar getirilmiştir.

    2. Mevzuat

    Sat ve geri kirala işlemine ilişkin Vergi Mevzuatında yapılan düzenlemeleri aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür:

    2.1. Kurumlar Vergisi İstisnası: 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin 1. paragrafındaki parantez içi hükmüne aşağıdaki ekleme yapılmıştır:

    “Taşınmazların; kaynak kuruluşlarca, kira sertifikası ihracı amacıyla varlık kiralama şirketlerine satışı ile 21/11/2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu kapsamında geri kiralama amacıyla ve sözleşme sonunda geri alınması şartıyla, finansal kiralama şirketlerine satışı ve varlık kiralama ile finansal kiralama şirketlerince taşınmazın devralındığı kuruma satışından doğan kazançlar için bu oran %100 olarak uygulanır ve bu taşınmazlar için en az iki tam yıl süreyle aktif te bulunma şartı aranmaz.”

    Yapılan değişiklik ile;

    Geri kiralama amacıyla ve sözleşme sonunda geri alınması şartıyla Finansal Kiralama şirketlerine satılan taşınmazların satışından elde edilen kazanç %100 oranında kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.

    Bilindiği üzere, anılan Kanun maddesinde firmaların, en az iki tam yıl süre ile aktiflerinde yer alan taşınmazların satışından doğan kazançların %75’lik kısmı kurumlar vergisinden istisna edilirken, sat – geri kirala işleminde satışa konu olan taşınmazın en az iki tam yıl aktifte bulunma şartı aranmamakta olup satıştan doğan kazancın tamamı kurumlar vergisinden istisna edileceği belirtilmiştir.

    KVK Madde 5/1-e’de taşınmaz satışı ile ilgili yapılan düzenlemeler paralelinde, “istisna edilen kazançtan beş yıl içinde sermayeye ilave dışında herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilen veya işletmeden çekilen ya da dar mükellef kurumlarca ana merkeze aktarılan kısım için uygulanan istisna dolayısıyla zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergilerin ziyaa uğramış sayılacağı” hükmü bu işlemler için de geçerlidir.

    Ayrıca, ortaya çıkan satış kazancının satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar bilançonun pasifinde özel bir fon hesabında tutulması şartı sat – geri kirala işleminden elde edilen istisna kazanç için de geçerlidir.

    2.2. Katma Değer Vergisi İstisnası: 3065 Sayılı KDV Kanunu’nun 17. maddesinin dördüncü fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir:

    “y) 21/11/2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu kapsamında; finansal kiralama şirketlerince bizzat kiracıdan satın alınıp geriye kiralanan taşınmazlara uygulanmak üzere ve kiralamaya konu taşınmazın mülkiyetinin sözleşme süresi sonunda kiracıya devredilecek olması koşulu ile kiralanmaya konu taşınmazların kiralayana satılması, satan kişilere kiralanması ve devri.”

    Yapılan değişiklik ile;

    Finansal Kiralama şirketlerine geri kiralanmak üzere satılan taşınmazların satışı, bu taşınmazların geri satıcı kiralanması ve sözleşme süresi sonunda satıcıya tekrar devri KDV’den istisna edilmiştir.

    2.3. Taşınmaz Kavramı: İlgili Kanun maddelerinden görüldüğü üzere, Kurumlar Vergisi ve KDV istisnaları sadece “Taşınmaz” teslimlerinde geçerli olduğundan, 1 Seri No’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nde KVK Madde 5/1-e bendi kapsamında istisna uygulaması açısından “taşınmaz” kavramına yönelik olarak yapılan açıklamalar ışığında hareket edilmesi doğru olacaktır.

    2.4. Damga Vergisi İstisnası: 6361 sayılı Kanunun 37. maddesine göre;

    “Finansal kiralama sözleşmeleri ve bu sözleşmelerin devrine ve tadiline ilişkin kâğıtlar ile bunların teminatı amacıyla düzenlenen kâğıtlar damga vergisinden, bu kâğıtlarla ilgili yapılacak işlemler harçtan müstesnadır.”

    Buna göre finansal kiralama sözleşmesi kapsamında yapılan sat- geri kirala işlemleri nedeniyle düzenlenen kağıtlar da damga vergisinden ve harçtan istisna olacaktır.

    2.5. Tapu Harcı: 6361 sayılı Kanunun 37. maddesine göre;

    “Satıp geri kiralama yöntemi ile yapılan kiralama sözleşmeleri kapsamında kiralanan taşınmazların sözleşme süresi sonunda kiracı adına tapuya tescili tapu harcından müstesnadır.”

    Öte yandan, 492 sayılı Harçlar Kanunu hükümleri gereği, işleme konu taşınmazın kiracı tarafından finansal kiralama şirketine ilk satışında binde 4,55 oranında harç ödenmesi gerekmektedir.

    3. Özellikli Hususlar:

    Uygulama ile ilgili bazı özellikli hususları aşağıdaki gibi özetlemek mümkün olacaktır:

    3.1. Kurumlar Vergisi İstisnası: KV Kanunu’nun 5/1-e maddesi uyarınca, KV istisnanın uygulamasında;

    • Taşınmazın bilançoda kayıtlı net defter değeri ile satış bedeli arasında oluşan satış kazancı ilgili dönem kazancına dahil edilmeli ve KV beyanında istisna kazanç olarak beyan edilmelidir.
       
    • İstisna edilen kazanç mevzuat gereği “Zarar Olsa Dahi İndirilecek İstisna ve İndirimler” kapsamında olduğundan şirketin ilgili dönemde Ticari Zararı olsa dahi beyanname üzerinde indirim konusu edilecektir.

    3.2. KDV İstisnası: KDV Kanunu’nun 17/4-y maddesi uyarınca, KDV istisnasının uygulamasında;

    • Satışa konu edilen taşınmazın, kiracı şirket tarafından finansal kiralama şirketine tesliminde KDV doğmayacaktır.
       
    • Bu taşınmazın kiracı şirkete geri kiralamasında, finansal kiralama şirketince düzenlenen dönem finansal kiralama faturalarında KDV hesaplanmayacaktır.
       
    • Taşınmazın finansal kiralama süresi sonunda kiracıya devrinde KDV doğmayacaktır.
       
    • İlgili istisna “Kısmi İstisna” kapsamında değerlendirildiğinden KDV Kanunu’nun 30/a maddesinde uyarınca, vergiden istisna edilmiş bu işlemle ilgili olarak, taşınmazın alımı veya inşası sırasında yüklenilen KDV’nin indirim konusu yapılmaması, indirilmiş ise indirilen KDV’lerin ilgili dönem beyannamesinde hesaplanan KDV’ye ilave edilmek suretiyle düzeltilmesi gerekecektir.

    3.3. Harç İstisnası: Harç İstisnasının uygulanmasında;

    Taşınmazın finansal kiralama şirketine ilk satışında binde 4,55 oranında tapu harcı ödenmesi gerekmekte olup ilgili tutar Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5′inci maddesinin 3′üncü fıkrasına göre ilgili dönem vergi matrahının tespitinde KKEG olarak dikkate alınmalıdır.

    4. Sonuç:

    Yukarıda yer verilen Mevzuat düzenlemeleri ve yaptığımız açıklamalar ışığında, sat ve geri kirala işlemi özellikle Kurumlar Vergisi ve KDV yönünden avantajları beraberinde getirerek, aktifinde taşınmazı bulunan şirketler tarafından tercih edilebilecek bir finansman aracı olarak uygulama alanı bulmuş durumdadır.

    Kaynaklar:

    1. 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring Ve Finansman Şirketleri Kanunu

    2. 6495 sayılı Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun

    3. 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu

    4. 3065 Sayılı KDV Kanunu

    5. 1 Seri No’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği

    6. “Sat Ve Geri Kirala (Sell & Leaseback) İşleminin Finansal Ve Vergisel Avantajları” / Lebib Yalkın Mevzuat Dergisi Şubat 2014 Sayısı

  • Faaliyetini Sonlandıran Mükelleflerin Devren KDV’si

    Faaliyetini Sonlandıran Mükelleflerin Devren KDV’si

    Faaliyetini Sonlandıran Mükelleflerin Devren KDV’si

     

    I- GİRİŞ

    Katma değer vergisinin en önemli özelliği indirim müessesesidir. Bunun yanında verginin iadesi veya gider ve maliyet olarak dikkate alındığı durumlar da söz konusu olabilmektedir. İndirim uygulamasında maliyet veya giderler nedeniyle ödenen katma değer vergisi satışlar üzerinden alınan katma değer vergisinden aylık dönemler itibariyle mahsup edilmektedir. Dönem itibariyle indirilecek KDV’nin hesaplanan KDV’den mahsubu sonucu ortaya çıkan fazlalık devreden KDV olarak sonraki dönemlerde mahsup edilecek KDV’ye ilave edilmekte, mükellefler faaliyetlerine devam ettikleri sürece bu süreç bu şekilde devam etmektedir. Faaliyetine son verecek mükellefin devreden KDV’si bulunması halinde, söz konusu KDV’yi mahsup etmeleri mümkün değildir.

    Bilindiği üzere, katma değer vergisinin en önemli özelliği, indirim sistemine sahip olmasıdır. Bazı durumlarda katma değer vergisinde, iade uygulaması veya verginin gider olarak dikkate alınması söz konusu olmaktadır. İndirim sisteminde maliyet veya giderler nedeniyle ödenen KDV satışlar üzerinden alınan KDV’den mahsup edilmektedir. Maliyet ve giderler nedeniyle ödenen KDV indirilecek KDV, satışlar üzerinden alınan KDV hesaplanan KDV olarak adlandırılmaktadır. Aylık dönemler halinde indirilecek KDV’nin hesaplanan KDV’den mahsup edilmesi halinde ortaya çıkan fazlalık devreden KDV, hesaplanan KDV’nin indirilecek KDV’den fazla olması durumunda ödenecek KDV oluşmaktadır. Faaliyetlerine devam eden mükellefler, devreden KDV’leri sonraki dönem mahsup edilecek KDV’lerine dahil edip hesaplanan KDV’den mahsup etmektedirler. Bu süreç faaliyetleri süresinde bu şekilde devam etmektedir.

    Ancak, faaliyetini sonlandıracak mükellefin devreden KDV’si bulunması halinde, söz konusu KDV’nin mahsup imkanı ortadan kalkmaktadır. Dolayısıyla, faaliyetini sonlandıran mükellefler indiremeyen KDV sorunuyla karşılaşmaktadırlar. Bu yazımızda, faaliyetini sonlandıran mükelleflerin devreden KDV’sine ilişkin yapmaları gereken işlemler anlatılmaya çalışılacaktır.

    II- FAALİYETE SON VERME HALİNDE KDV

    A- FAALİYETE SON VERME

    Faaliyete son verme, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu(1)’nun “İşi Bırakmanın Tarifi” başlıklı 161. maddesinde, mükelleflerce vergiye tabi olmayı gerektiren muamelelerin tamamen durdurulması ve sona ermesi olarak tanımlanmıştır.

    Bununla birlikte, aynı Kanun’da, faaliyetine son veren mükelleflerin durumu ilgili vergi dairesine bir ay içinde bildirmesi gerektiği belirtilmiştir.

    Gelir vergisi mükellefleri işe başlamada mükellefiyet tesisi için yaptıkları bildirime benzer şekilde, faaliyetlerine son verdiklerinde de bildirimde bulunmak zorundadırlar. Ölüm işi bırakma olarak kabul edildiğinden ölüm halinde, mirası reddetmemiş mirasçılar tarafından ölüm tarihinden itibaren 1 ay içinde gerekli bildirimin yapılması gerekmektedir.

    Kurumlar vergisi mükelleflerinin faaliyetlerine son vermeleri, tasfiye, devir, birleşme, bölünme ve iflas hallerinde gerçekleşmektedir. Tasfiye, devir, birleşme ve bölünme halinde bu işlemlerin sonuçlanmasına, iflas halinde iflasın kapanmasına kadar mükellefiyet devan etmekte, tasfiye, devir, birleşme ve bölünmenin sonuçlandığının ve iflasın kapandığının 1 ay içinde bildirilmesiyle söz konu mükellefiyet sona erdirilmektedir.

    B- FAALİYETE SON VERME HALİNDE İŞLETMEDE MEVCUT MAL VE İKTİSADİ KIYMETLERE İLİŞKİN KDV

    Faaliyetine son veren mükelleflerin karşılaştıkları sorunlardan ilki, işletmede mevcut olan mallar ve iktisadi kıymetlerdir. Bu mallar ve iktisadi kıymetlerin işletme sahibine faturalandırılması gerekmektedir. Bu işlem, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu(2)’nun 3/a maddesine göre işletmeden çekiş kabul edilecektir. Söz konusu mallar ve iktisadi kıymetler için KDV Kanunu’nun 27. maddesine göre emsal bedel uygulanarak fatura tutarlarının belirlenmesi ve bu tutarlar üzerinden KDV hesaplanması gerekmektedir. Hesaplanan KDV’nin işin bırakıldığı ay beyannamesi ile beyan edilmesi gerekir.

    C- FAALİYETE SON VERME HALİNDE DEVREDEN KDV

    3065 sayılı KDV Kanunu’nun 29. maddesinin 1. fıkrasında, “mükelleflerin faaliyetlerine ilişkin olarak yüklendikleri KDV’leri indirim konusu yapabilecekleri”2. fıkrasında ise “bir vergilendirme döneminde indirilecek KDV toplamının mükellefin vergiye tabi işlemleri dolayısıyla hesaplanan KDV toplamından fazla olduğu takdirde aradaki farkın sonraki dönemlere devrolunacağı ve iade edilmeyeceği”hükme bağlanmıştır.

    Ayrıca, aynı Kanun’un 58. maddesinde ise, “mükellefçe indirilebilecek KDV’lerin gelir ve kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde gider olarak kabul edilmeyeceği” belirtilmiştir.

    KDV Kanunu, yüklenilen KDV ile ilgili olarak, indirim, iade, gider ve maliyet olarak dikkate alma uygulamaları düzenlenmiştir. KDV’de vergilendirme istisnalar haricinde 1’er aylık dönemleri kapsamaktadır. Yukarıda yer alan Kanun maddesinde de ifade edildiği üzere, bir dönem içinde mal ve hizmet alışları nedeniyle yüklenilen KDV, vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan KDV’den mahsup edilebilmektedir. Mahsup edilecek KDV’nin hesaplanan KDV’den yüksek olması halinde sonraki döneme devreden KDV oluşmakta, söz konusu KDV’de sonraki dönemde mahsup edilecek KDV’ye dahil edilmekte ve mükelleflerin faaliyetleri süresince bu süreç bu şekilde devam etmektedir.

    Ancak, faaliyetlerine son veren mükelleflerin yüklendikleri KDV nedeniyle mahsup edemedikleri ve dolayısıyla sonraki dönem devreden KDV olarak oluşan KDV’leri önemli bir sorun oluşturmaktadır. Faaliyetlerine son verdiklerinden sonraki dönemlerde söz konusu KDV’yi mahsup etmeleri imkanı ortadan kalkmaktadır.

    1- Faaliyete Son Verme Halinde Devreden KDV İade Alınabilir mi?

    İşi bırakan mükelleflerin yüklenip indiremedikleri KDV’nin, işi bırakma fiilinin KDV Kanunu’nda düzenlenen iade hakkı doğuran işlemler arasında sayılmaması nedeniyle iade edilmesi de mümkün bulunmamaktadır(3).

    Vergi idaresi ve Danıştay işi bırakan mükelleflerin yüklenip indiremedikleri KDV’nin, işi bırakmanın iade hakkı doğuran bir işlem olmaması nedeniyle iade de edilemeyeceği görüşündedirler(4).

    Vergi idaresince verilen Özelge’de;

    “İşin terk edilmesi halinde işini terk eden mükellefler, mevcutlarını terkten önce satış vb. yollarla tasfiye ettikleri takdirde teslim bedeli üzerinden, mevcutlar tasfiye edilmemişse, işletmeden çekiş göstererek KDV Kanunu’nun 3/a maddesi gereğince emsal bedeli üzerinden vergi hesaplayıp beyan etmek zorundadırlar. Hesaplanan bu vergilere rağmen indirilemeyen kısım kalırsa, indirilemeyen KDV’nin iadesi söz konusu olmayacaktır.”(5) şeklinde görüş bildirilmiştir.

    İstanbul Defterdarlığı’nca verilen Özelge’de;

    “İşi terk eden mükellefler stoklarını terkden önce satış vb. yollarla tasfiye ettikleri takdirde teslim bedeli üzerinden, stoklar tasfiye edilmemişse işletmeden çekiş gösterilerek Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 3/a maddesi gereğince maliyet bedeli üzerinden vergi hesaplayıp beyan etmek zorundadırlar. Hesaplanan bu vergilere rağmen indirilemeyen kısım kalırsa iade söz konusu olmayacaktır.”(6) denilmektedir.

    Danıştay tarafından verilen bir Karar’da ise;

    “KDV Kanunu’na göre iade ancak Kanun’un 328. maddesinde sayılan tam istisnalar ile 29/2. maddesinde belirtilen temel gıda maddesi teslimleri nedeniyle yapılmaktadır. Faaliyetin terki iade hakkı doğuran bir işlem olmadığından, indirilemeyen verginin iadesi kanunen mümkün değildir.”

    denilmektedir.

    Bu açıklamalara göre, faaliyetine son veren mükelleflerin indiremedikleri ve dolayısıyla devreden KDV olarak kalan KDV’yi iade almaları mümkün değildir.

    2- Faaliyete Son Verme Halinde Devreden KDV Gider Olarak Dikkate Alınabilir mi?

    KDV’nin asıl yükleneni nihai tüketicidir. Mükellefler ise ticari faaliyetlerine ilişkin yüklendikleri KDV’ler açısından aracı konumundadırlar. Ticari mal ve hizmet alışlarına ilişkin KDV’leri ticari mal ve hizmet satışlarına ilişkin KDV’den mahsup etmektedirler. Böylece yüklendikleri KDV’leri satışlarından dolayı almış oldukları KDV’lerden mahsup etmiş olmaktadırlar. Faaliyetine devam eden mükellefler için bu durum bu şekilde devam etmekte iken, faaliyetine son veren mükelleflerin devreden KDV’yi indirim yoluyla telafi etme imkanı ortadan kalkmaktadır.

    Yüklenilip indirilemeyen ve işi bırakma nedeniyle de bir daha indirilmesi mümkün olmayan KDV’nin, iade ya da gider yazma yoluyla telafisine olanak sağlanmaması, işi bırakan mükellefleri nihai tüketici konumuna getirir ki, bu da KDV’nin genel teorisine aykırıdır(7).

    Faaliyetine son veren mükellefler açısından devreden KDV’nin indirim imkanı ortadan kalktığından, söz konusu KDV indirilemeyecek KDV hükmünü kazanmaktadır. Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 58. maddesinde, indirilebilecek KDV’lerin gelir ve kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde gider olarak kabul edilmeyeceği belirtilmiş olup, söz konusu maddenin mefhumu muhalifinden hareketle faaliyetine son veren mükelleflerin devreden KDV olarak kalan miktarı gelir ve kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde gider olarak dikkate almaları uygun olacaktır. Bu konuda, düzenlenmiş olan Özelgelerden bazıları aşağıya alınmıştır.

    Balıkesir Vergi Dairesi Başkanlığı’nın Özelgesi’nde;

    “Buna göre, mükelleflerin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesapladıkları KDV, gelir ve kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde gider olarak düşülemeyeceği gibi bu işlemlere ilişkin olarak alış vesikalarında gösterilen ve indirilebilecek KDV’de gider olarak kabul edilmeyecektir. Bu hüküm, mükellefin üstünde yük olarak kalmayacak verginin, gelir ve kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde gider olarak kabulünün önlenmesi amacıyla konulmuştur. İndirilemeyecek KDV’nin gelir ve kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde işin mahiyetine göre gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınacağı tabiidir.

    Bu çerçevede, 31.08.2010 tarihinde işi bırakmanız nedeniyle yüklendiğiniz ve indirim yoluyla gideremediğiniz KDV’yi 2010 yılı gelir vergisi matrahının tespitinde gider veya maliyet unsuru olarak dikkate almanız mümkün bulunmaktadır.”(8)denilmektedir.

    İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın Özelgesi’nde;

    “İndirim konusu yapılamayan KDV ise sonraki döneme devreden KDV olarak kalacaktır. Sonraki döneme devreden KDV’nin iadesinin talep edilmesi mümkün bulunmamaktadır. Ancak, mükellefiyetin terkin edildiği tarih itibariyle indirim yoluyla giderilemeyen KDV ilgili dönem gelir ya da kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınabilecektir.

    Diğer taraftan, devreden vergilerin gider yazılabilmesi ile ilgili bu uygulama sadece faaliyeti bırakan mükellefler için geçerlidir. Faaliyetin devamı süresince devreden vergilerin gider veya maliyet olarak değerlendirilmesinin mümkün olamayacağı tabiidir.”(9)

    denilmektedir.
    Balıkesir Vergi Dairesi Başkanlığı’nın Özelgesi’nde;

    “… faaliyetin bırakılması nedeniyle 2011/Ocak-Kasım dönemlerinde tarafınızdan KDV beyannamesi verilemeyeceğinden, indirimli orana tabi işlemlerinizden doğan iade alacağınızın, faaliyetin bırakıldığı tarihi kapsayan vergilendirme dönemine ait KDV beyannamesinde beyan edilmesi gerekmektedir. Bu şekilde iadesini talep ettiğiniz tutarın, vergi dairesine vereceğiniz iade talep dilekçeleri ile 31.12.2010 tarihine kadar muaccel hale gelecek borçlarınıza mahsuben, 01.01.2011 tarihinden sonra ise talebiniz doğrultusunda nakden veya söz konusu borçlarınıza mahsuben iadesi mümkün bulunmaktadır.

    Öte yandan, iadesi talep edilen tutar düşüldükten sonra kalan devreden vergi tutarının, gelir vergisi matrahının tespitinde işin mahiyetine göre gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınabileceği tabiidir.”(10)

    denilmektedir.

    Yukarıda yer verdiğimiz Özelgelerden de anlaşıldığı üzere, Vergi İdaresinin görüşü, faaliyetine son veren mükelleflerin devreden KDV’lerini gelir ve kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde gider olarak dikkate alabilecekleri doğrultusundadır.

    III- SONUÇ

    Katma değer vergisinin en önemli özelliği, indirim sistemine sahip olmasıdır. Mükellefler mal ve hizmet alımları nedeniyle ödedikleri KDV’yi, mal ve hizmet satış kârına ilişkin aldıkları KDV’den mahsup etmektedirler. Bazı durumlarda iade alabilmekteler veya gider olarak dikkate alabilmektedirler. İndirilecek KDV’nin hesaplanan KDV’den yüksek olması halinde fazla olan KDV sonraki dönemde mahsup edilmek üzere devreden KDV olarak sonraki döneme devretmektedir.

    Faaliyetini sonlandıran mükelleflerin bu şekilde devreden KDV’lerini sonraki dönemlerde mahsup etme imkanı ortadan kalktığından söz konusu KDV indirilemeyen KDV hükmü kazanmakta olup, söz konusu KDV’yi iade almaları da mümkün olmadığından, KDV Kanunu’nun 58. maddesinin mefhumu muhalifinden hareketle gelir veya kurumlar vergisi matrahının hesaplanmasında gider olarak dikkate almaları gerektiği görüşündeyiz. Vergi idaresince verilen özelgeler de faaliyetine son veren mükelleflerin devreden KDV’lerini gider olarak dikkate alabilecekleri yönündedir.

     

     

    *            Vergi Müfettişi

    (1)            10.01.1961 tarih ve 10703 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

    (2)            02.11.1984 tarih ve 18563 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

    (3)            Yılmaz SEZER, “İşi Bırakan Mükellefler İndiremedikleri KDV’yi Gider Yazabilecekler”, www.dunya.com, 17.01.2014

    (4)            Abdullah TOLU, “İşi Bırakan Mükelleflerin İndiremedikleri KDV’yi Gider Yazabilecekleri”, Yaklaşım, Aralık 2003, Sayı: 132

    (5)            MB.’nin, 19.09.1998 tarih ve 57334 sayılı; 01.02.1990 tarih ve 8882 sayılı Özelgeleri.

    (6)            İstanbul Defterdarlığı’nın, 26.12.2002 tarih ve KDV.MUK.B.07.4.DEF.0.34.18.6855 sayılı Özelgesi.

    (7)            TOLU, agm.

    (8)            Balıkesir Vergi Dairesi Başkanlığı’nın, 26.10.2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.10.15.01-KDV-2010/107-1308/-107 sayılı Özelgesi.

    (9)            İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın, 27.08.2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.17.01-KDV.58-1443 sayılı Özelgesi.

    (10)          Balıkesir Vergi Dairesi Başkanlığı’nın, 15.11.2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.20.15.01-40-MUK-2010-164-402 sayılı Özelgesi.

     

    İbrahim ERCAN

     

    Yaklaşım Dergisi

  • Kira Artış Oranı Hesabı OCAK 2015 TÜFE – ÜFE

    Kira Artış Oranı Hesabı OCAK 2015 TÜFE – ÜFE

    Kira Artış Oranı Hesabı OCAK 2015 TÜFE – ÜFE

    Kira Kontratlarında; Kira Artışları Maddesi nasıl yazılmalı ?

    Kira artış oranları, KONUTLAR ve İŞYERLERİ için AYRI AYRIDIR !

    KONUT Kira Kontratları artış oranı;

    Konut kiralarındaki artış oranı; 01 Temmuz 2012 Tarihinden itibaren yürürlüğe giren Yeni Borçlar Kanunu ile tanımlandı. Buna göre, yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak artış; Bir önceki kira yılında Yurt içi Üretici Fiyat Endeksindeki (ÜFE) artış oranını geçmeyecek şekilde belierlenecek. (Madde 344)

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2 ayrı ÜFE değeri yayınlıyor.

    a) Bir önceki yılın aynı ayına göre değişim oranı. Ocak 2015 için  % 3.28

    b) 12 Aylık Ortalamalara göre değişim oranı.        Ocak 2015 için  % 9.59

    Borçlar Kanunu 344. Maddesinde hangisinin ‘esas’ alınacağı belirtilmemiş.

     Peki şimdi ne yapmamız gerekiyor ?

    Yeni Borçlar Kanunu Yürürlüğe girdiğinden bu yana Konut Kira Artışlarında Yıllık ÜFE değerlerinden hangisinin esas alınacağı konusunda yasada net bir tanım yok ! Resmi bir açıklama da yapılmadı ! Yargıtayın da Yeni Borçlar Kanununa göre, Kira Artışı konusunda henüz verilmiş bir kararı yok !

    Bu aşamada ilk resmi açıklama TÜİK tarafından yapılmıştır ! 

    TÜİK, Konut Kira artışlarında; Bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde değişiminin esas alınacağını açıkladı.

    Bu durumda Ocak 2015 ayı Konut Kira Artış Oranı % 3.28 kabul edilmektedir. 

    Dolayısı ile geçmişte; 

    Şubat Ayı içerisinde başlamış olan, Konut Kira Kontratları artışı % 3.28 olacaktır.

    Kanun maddesinin yeteri kadar net ve açık olmaması ve bu mühim konudaki problemlerin bir an önce ortadan kalkmasını diliyoruz…

    ——————————————————————————————————————————-

     İŞYERİ Kira Kontratları artış oranı;

    İşyeri Kira Artışları 6217 Sayılı Borçlar Kanunu Yasası, Geçici 2.Maddesi gereğince;

    01 Temmuz 2020 Tarihine kadar SERBEST bırakılmıştır.

    Buna göre işyeri kiralarında, KONTRATTA ANLAŞILIP YAZILAN oranlarda artış yapılabilecektir.

    Sitemizde yer alan,  ‘Kira Kontratlarına artış maddesi nasıl yazılmalıdır ?’ makalemizi aşağıdaki linke tıklayarak okumanızı tavsiye ederiz.

    Biz sitemizde TÜİK in açıkladığı; 12 Aylık ortalamalara göre olan artış oranlarını yayınlıyoruz.

    Bizce en hakkaniyetli olanı da budur !

    Türkiye İstatistik Kurumu ( T Ü İ K ) verilerine göre,

    2015 Ocak Ayı itibarı ile Kira Kontratlarına konu olan, 

    Yıllık Enflasyona ( TÜFE – ÜFE ) endeksli Kira Artış Oranları 12 Aylık ortalamalara göre ; 

    2015  Yıllık Artış  TÜFE (%)  Yıllık Artış  ÜFE (%)
     OCAK 8.80  9.59 
     ŞUBAT       
     MART      
     NİSAN    
     MAYIS     
     HAZİRAN     
     TEMMUZ       
     AĞUSTOS       
     EYLÜL       
     EKİM      
     KASIM    
     ARALIK     

    Ocak 2015 itibarı ile ;

    TÜFE (Tüketici Fiyat Endeksi) %  8.80 

    ÜFE  (Üretici Fiyat Endeksi)     % 9.59

    Ortalamada ise (TÜFE + ÜFE ) / 2 = % 9.20 hesaplanır.

    Buna göre geçmişte; 

    Şubat Ayı içerisinde başlayan İşyeri Kira Kontratları Artış oranı % 9.20  olacaktır.

    Saygılarımızla.

    Kaynak:emlaxell

  • Kira Kontratlarında; Kira Artışları Maddesi nasıl yazılmalı ?

    Kira Kontratlarında; Kira Artışları Maddesi nasıl yazılmalı ?

    Kira Kontratlarında; Kira Artışları Maddesi nasıl yazılmalı ?

    Kira Artış Oranı Hesabı OCAK 2015 TÜFE – ÜFE

    Son beş yılda Türkiye’de Enflasyon Roranları tek haneli rakamlara kadar geriledi. Bu düşüş birçok alanda ülkemize yaradı. Fakat Kira Kontratlarında yer alan, yıllık kira bedeli artışları maddesi artık daha bir önem kazandı. 

    Diğer taraftan da kira kontratlarında çok açık ve sarih yazılmayan, tarifi iyi yapılamayan artış oranları hem mal sahiplerinin hem de kiracıların kafasını karıştırıyor. Zira kimi Devlet istatistik Kurumu, Kimi Türkiye İstatistik Kurumu kimi de İstanbul veya yerel bir Ticaret Odası verilerini baz alarak artış maddesi yazıyor.

    Bırakın hangi kurumu seçeceğimizi, ilgili kurumun açıkladığı oranları dahi anlamaktan ve kontrata eklemekten aciziz. İşte bu yüzden sizlere Kira Kontratlarında yazılabilecek çok açık ve net bir madde teklifi yapma gereğini gördük. 

    Evvela bu işin gerçek verilerini tek elden belirleyerek düzenli olarak yayınlayan kurum;Türkiye İstatistik Kurumudur. Bunu çok açık belirtmemizde fayda var. TÜİK, www.tuik.gov.tr sitesi ile bu verileri ayrıntıları ile yayınlamaktadır. Siteye giriş yaptığınızda, solda İstatistikler sütununda , Enflasyon ve Fiyat linkine tıklarsanız;  Tüketici Fiyat Endeksleri (TÜFE) ve Üretici Fiyat Endeksleri (ÜFE) tablolarını göreceksiniz. Herhangi birinin verilerini incelemek için tıkladığınızda ise; Göstergeler butonuna da tıklayarak; 

    Bir Önceki Aya Göre Değişim (%)………………………

    Bir Önceki yılın Aynı Ayına Göre Değişim (%)……….

    Oniki Aylık Ortalamalara Göre Değişim (%)…………

    Oranlarını bulursunuz. Doğal olarak Oniki Aylık Ortalamalara Göre Değişim Oranını seçmekteyiz.

    İster TÜFE ister ÜFE isterseniz de ( TÜFE + ÜFE ) / 2 Ortalaması ile kira artışı yapılabilmektedir.  Fakat asıl önemlisi; seçtiğiniz oranı tam tarif ederek kontrata eklemek, açık ve sarih olabilmektir.

    Size bir örnek vermek gerekirse ;

    Kira Kontratı

    Hususi Şartlar

    Kira Artışları Maddesi: 

    Aylık kira bedelleri, birinci kira yılı sonundan başlamak üzere, kira süresince, her kiralama yılının sonunda; Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) açıkladığı, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ve Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) Ortalamaları Oranında artırılacaktır. 

    TÜFE ve ÜFE için Oniki Aylık Ortalamalara Göre Değişim Oranları ‘esas’ alınacaktır. Bu şekilde bir sonraki yılın zamlı kira bedelleri hesap edilerek ödenecektir.

    Şeklinde olmalıdır.

    Kaynak:emlaxell

  • 6552 SK. KAPSAMINDAKİ KURUM ALACAKLARININ YAPILANDIRILMASINA  İLİŞKİN SÜRENİN UZATILMASINA DAİR DUYURU

    6552 SK. KAPSAMINDAKİ KURUM ALACAKLARININ YAPILANDIRILMASINA İLİŞKİN SÜRENİN UZATILMASINA DAİR DUYURU

    DUYURU_25122014-page-001

    6552 SK. KAPSAMINDAKİ KURUM ALACAKLARININ YAPILANDIRILMASINA  İLİŞKİN SÜRENİN UZATILMASINA DAİR DUYURU

    10/9/2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanunun 81 inci maddesiyle 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa eklenen geçici 60 ıncı maddede yer alan başvuru süresi ile ilk taksit ödeme süresi, anılan maddenin birinci fıkrasının (d) bendi hükümlerine ilişkin süreler hariç olmak üzere,30/11/2014 tarihli ve 29191 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 24/11/2014 tarihli 2014/7016 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca; aynı maddede belirtilen sürelerin bitiminden itibaren bir ay uzatılmıştır.Söz konusu Bakanlar Kurulu kararı uyarınca borçların yapılandırılmasına ilişkin olarak sadece başvuru süresi ile ilk taksit ödeme süresi bir ay uzatılmakta, bu bağlamda, yapılandırma başvuru süresi 2/2/2015 tarihinde; ilk taksit ödeme süresi ise 2/3/2015 tarihinde sona ermektedir. İkişer aylık dönemler halinde ödenmesi söz konusu olan taksit sürelerinin ödenmesine ilişkin olarak son
    ödeme tarihlerinde bir değişiklik bulunmamaktadır.
    İşverenlerimize ve sigortalılarımıza önemle duyurulur.

  • Seyahat Acentalarınca Verilen Hizmetlerde KDV Uygulaması

    Seyahat Acentalarınca Verilen Hizmetlerde KDV Uygulaması

    Seyahat Acentalarınca Verilen Hizmetlerde KDV Uygulaması
    KDV Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca; “Türkiye’de yapılan ticarî, sınaî, ziraî faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesindeki teslim ve hizmetler” katma değer vergisine tabidir. Dolayısıyla, seyahat acentalarınca gerek yurt dışından Türkiye’ye getirilen, gerek Türkiye’den yurt dışına götürülen, gerekse yurt dışındaki bir ülkeden yine yurt dışındaki bir başka ülkeye götürülen turistlere verilen hizmetlerin Türkiye’de katma değer vergisine tabi olup olmayacağı, bu maddedeki temel esas alınarak ve yine Katma Değer Vergisi Kanunundaki hizmet ihracına ve uluslararası taşımacılığa ilişkin istisna hükümleri dikkate alınarakdeğerlendirilir. Bu kapsamda, anılan hizmetleri üç guruba ayırarak konuyu ele almak uygun olacaktır:
    Yurt Dışından Türkiye’ye Turist Getirilmesi-İncoming Hizmetler :
    Katma Değer Vergisi Kanununun 11. maddesinde; “İhracat teslimleri ve bu teslimlere ilişkin hizmetler” KDV’den istisna edilmiş olup, konu ile ilgili olarak yayımlanan 26 seri nolu KDV Genel tebliğinde hizmet ihracatının şartları belirlenmiştir. Hizmet ihracatında katma değer vergisi istisnası uygulanabilmesi için aşağıdaki dört şartın birlikte gerçekleşmiş olması zorunludur.
    1. Hizmet Türkiye’de yurt dışındaki bir müşteri için yapılmış olmalıdır:
    Yurt dışındaki müşteriden kasıt, hizmet sunulan kişinin ikametgahı, işyeri, kanuni ve iş merkezinin yurt dışında bulunması veya yurt içinde bulunan bir firmanın, yurt dışında kendi adına müstakil olarak faaliyet gösteren şube, acenta, temsilci ve bürosunun olması gerekmektedir.
    2. Fatura veya benzeri nitelikteki belge yurt dışındaki müşteri adına düzenlenmelidir:
    Yapılan hizmet ile ilgili olarak düzenlenecek fatura veya benzeri belgenin, yukarıda özellikleri açıklanan yurt dışındaki bir müşteri adına olması zorunludur.
    3. Hizmet bedeli, döviz olarak Türkiye’ye getirilmelidir:
    Yurt dışındaki müşteri için yapılan hizmete ait bedelin, Türkiye’ye döviz olarak getirilmesi zorunludur. İstisnadan yararlanacak olanın döviz alım bordrosu veya dövizin Türkiye’ye getirildiğini tevsik eden, kambiyo mevzuatına göre geçerli diğer bir belge ile bunu tevsik etmesi gerekmektedir.
    4. Hizmetten yurt dışında yararlanılmalıdır:
    İstisnanın uygulanabilmesi için, hizmetten, yurt dışında yararlanılmış olması gerekir. Diğer bir anlatımla, yurt dışındaki müşteri için verilen hizmetin bu müşterilerin, Türkiye’deki faaliyetleri ile ilgisinin olmaması gerekmektedir.Anılan düzenlemeler uyarınca; Türkiye’ye gelecek turistlerle ilgili olarak Türkiye’de verilen konaklama, yeme içme, tur düzenleme vb. hizmetler katma değer vergisine tabi olacak, bu hizmetlerle ilgili olarak alınan acenta hizmet bedeli ( komisyon bedeli, kar ya da hendling fee gibi adlandırılan hizmet bedeli) ise,

    – faturanın yurt dışındaki müşteri adına düzenlenmesi,
    – fatura bedeli dövizin Türkiye’ye gelmesi koşuluyla katma değer vergisine tabi olmayacaktır.

    Örnek:
    Türkiye’de yerleşik olan ve seyahat acentalığı yapan (X) A.Ş. yurt dışında bulunan bir seyahat acentasının gönderdiği turist grubuna konaklama, tur düzenleme ve yeme-içme hizmeti vermektedir. Bu mükellef, söz konusu hizmeti karşılığında, 10.000,00 TL para almıştır. Türkiye’deki seyahat acentası aldığı bu paranın 8.500,00 TL’lik kısmını, turist grubunun Türkiye’deki konaklama, yeme-içme gibi masraflarında kullanmıştır. Yaptığı bu masraflardan sonra kendisine 1.500,00 TL kalmıştır. Bu durumda bu mükellef yabancı seyahat acentasına 1.500,00 TL tutarında hizmette bulunmuştur. Bu hizmetten yabancı seyahat acentası yararlandığından bu tutara katma değer vergisi uygulanmayacak ve hizmet ihracatı kapsamından işlem yapılacaktır.Ancak, adı geçen mükellefin turist grubuna Türkiye’de verdiği yeme-içme, konaklama gibi hizmetlerden, Türkiye’de yararlanıldığından, bu hizmetler vergiye tabi tutulacaktır. Dolayısıyla turist grubuna verilen yeme-içme konaklama gibi hizmetler için genel esaslara göre hesaplanan ( anılan hizmetler için uygulanmakta olan katma değer vergisi oranları esas alınarak) katma değer vergisinin ödeneceği tabiidir. Bu mükellef, yabancı seyahat acentasına verdiği sözkonusu hizmetlere ait keseceği faturada, vergiden müstesna tutulan hizmet bedeli ile vergiye tabi tutulacak hizmet bedelini ayrı ayrı gösterebileceği gibi, bu hizmetler için ayrı ayrı fatura da düzenlenmesi mümkün bulunmaktadır.

    Yurt Dışına Turist Götürülmesi-Outgoing Hizmetler :
    Maliye Bakanlığınca yayımlanan 40 seri nolu KDV Genel Tebliğinde; yurt dışına tur düzenleyen seyahat acentalarının yurtiçi müşterilere yurt dışında vermiş olduğu hizmetlerin KDV karşısındaki durumuna ilişkin açıklamalar yapılmıştır. Anılan Tebliğde de açıklandığı üzere;
    – Türkiye’de yerleşik seyahat acentalarınca organize edilerek yurt dışına düzenlenen turlara katılanlara, yurt dışında verilen yeme-içme, konaklama, ulaştırma, rehberlik, gezi, sağlık v.b. hizmetler yurt dışında verildiğinden ve yolcular bu hizmetlerden yurt dışında yararlandığından, bu hizmetler Türkiye’de ayrıca katma değer vergisine tabi tutulmayacaktır.
    – Tur organizasyonuna katılanlara yurt içinde verilen hizmetler ise katma değer vergisine tabi olacaktır. Bu kapsamda, yurt dışına götürülen Türkiye’de yerleşik kişilere acenta hizmet bedeli olarak faturalanan (ya da acentanın komisyonu veya karı olarak adlandırılabilen) tutarlar ise genel oranda (% 18) katma değer vergisine tabi olacaktır. Bu çerçevede tur faaliyetiyle ilgili olarak yurt dışından satın alınan hizmet bedellerinin Vergi Usul Kanunu çerçevesinde belgelenmesi koşuluyla, bu hizmetlere ait masraf ve belgelerde gösterilen tutarlara katma değer vergisi uygulanmayacaktır. Seyahat acentası tarafından müşterilere kesilecek faturada hizmet karşılığını teşkil eden tüm bedel gösterilecek; ancak, katma değer vergisi yurt dışında verilen hizmet bedelleri düşüldükten sonra kalan tutar üzerinden hesaplanacaktır. (Hizmet bedeli katma değer vergisi tutarını da içerecek şekilde belirlenmiş ise, hizmet bedeli ve katma değer vergisi ayrıştırması iç yüzde oranı kullanılarak hesaplanacaktır.)Diğer taraftan, yurt dışına yapılan yolcu taşımacılığına ait bedelin ayrıca fatura edilmesi veya kesilecek faturada taşımacılık karşılığını teşkil eden bedelin ayrıca gösterilmiş olması halinde bu bedel de Katma Değer Vergisi Kanununun 14. maddesi uyarınca, katma değer vergisinden müstesna olacaktır.
    Örnek:
    (XYZ) seyahat acentasının Haziran 2009 döneminde düzenlediği tur faaliyetleri nedeniyle elde ettiği bedellerin toplamı 100.000,00 TL.dır. Firmanın bu seyahat sırasında müşterileri için yurt dışından satın aldığı konaklama, yeme-içme, rehberlik v.s. gibi hizmetlere ait giderler Vergi Usul Kanununa uygun belgelerle tevsik edilmiştir. Bu tür giderler toplamı 50.000,00 TL., taşımacılığa ait bilet bedelleri toplamı ise 20,000,00 TL.dır. Seyahat acentasının vergiye tabi matrahı 50.000,00 + 20.000,00 = 70.000,00 TL. katma değer vergisine tabi olmayan bedel. 100.000,00 – 70.000,00 = 30.000,00 TL. katma değer vergisi matrahı olacak, vergi bu bedel üzerinden hesaplanacaktır. Ancak, bu şekilde işlem yapılabilmesi için firmanın müşterilerine keseceği faturalarda; yurt dışında yapılan masraf tutarını ve taşımacılık bedelini ayrı ayrı göstermesi, kalan bedel üzerinden vergi hesaplaması gerekmektedir.Yurt Dışında Yerleşik Kişilere Yurt Dışında Hizmet Verilmesi :
    Yurt dışındaki bir müşteri için yine yurt dışında bir hizmet verilmesi(tur düzenlenmesi vb) durumunda ise bu işlemler Türkiye’de yapılmadığı ve hizmet Türkiye de verilmediği için KDV Kanununun yukarıda yer verilen 1 maddesi hükmü uyarınca, KDV’nin konusuna girmemekte olup, faturada KDV hesaplanmayacak ve ayrıca KDV beyannamesi ile beyan
    edilmeyecektir.